İki Dil Bir Bavul

Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder « Önceki başlıkSonraki başlık »
 Yazar  Mesaj
Muhalif
Uyuz, gıcık, cins..
Emektar


Kayıt: 28.06.2005
Üye No: 16,455
Şehir: İstanbul
Offline




Tarih: 04 Ekim 2009, 01:19 Tek mesaj gösterimi1



Yönetmen: Orhan Eskiköy, Özgür Doğan
Senaryo: Orhan Eskiköy
Yapım: 2008, Türkiye
Oyuncular: Emre Aydın


Türk öğretmenin, uzak bir Kürt köyündeki bir yılı. Öğretmen Kürtçe bilmez, çocuklar Türkçe. Öğretmen ilk kez gördüğü bu coğrafyada, bir yılını çocuklara Türkçe öğretmekle geçirir. Bir yılın sonunda çocuklar Türkçe öğrenebilecekler mi?

İki Dil Bir Bavul, üniversiteden yeni mezun olmuş ve uzak bir Kürt köyüne atanmış Türk öğretmenin bir yılını, onun okula yeni başlayan ve Türkçe bilmeyen çocuklarla yaşadıklarını anlatır.

Bir yıl boyunca öğretmenin farklı bir topluluk ve kültür içindeki yalnızlığına, çocuklar ve köylülerle yaşadığı iletişim problemine, çocuklardaki değişime tanık oluruz. Bu süreç boyunca öğretmen ve çocuklar birbirlerini yavaş yavaş tanımaya ve anlamaya başlarlar.

16. Uluslararası Altın Koza Film Festivali'nin ödül töreni esnasında Nuri Bilge Ceylan'ın Türk izleyicisine izlemesini şiddetle tavsiye ettiği film, SİYAD Ödülü ve Jüri Yılmaz Güney Özel Ödülü'nün de sahibi oldu.









Fragman



Detaylı bilgi için tıklayınız.







_________________

Al götür rüzgârlara savur..


 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Muhalif
Uyuz, gıcık, cins..
Emektar


Kayıt: 28.06.2005
Üye No: 16,455
Şehir: İstanbul
Offline




Tarih: 22 Ekim 2009, 00:29 Tek mesaj gösterimi2

Orta Doğu'nun en iyisi 'İki Dil Bir Bavul'

Uluslararası Orta Doğu Filmleri Festivali'nde, Pelin Esmer, '11'e 10 Kala' ile 'En İyi Orta Doğu Yeni Yönetmen' ödülünü alırken, 'İki Dil Bir Bavul' da 'En İyi Orta Doğu Belgeseli' ödülünü kazandı.


Jüri başkanlığını İranlı yönetmen Abbas Kiorastami'nin üstlendiği 'Uluslararası Orta Doğu Filmleri Festivali'nde uluslararası yarışmada, Pelin Esmer'in, ilk uzun metrajlı filmi olan ve başrollerinde Nejat İşler ile Mithat Esmer'in yer aldığı '11'e 10 Kala' ile 'En İyi Orta Doğu Yeni Yönetmen' ödülüne layık görüldü.

Özgür Doğan ve Orhan Eskiköy'ün birlikte yönettikleri ilk belgesel çalışmaları 'İki Dil Bir Bavul' da festivalde 'En İyi Orta Doğu Belgeseli' ödülünü kazandı. İranlı yönetmen Bahman Ghobadi'nin yönettiği 'No One Knows About Persian Cats'in baş rol oyuncusu Hamed Behdad'ın 'En İyi Erkek Oyuncu' ödülü, Rigoberto Perezcano'nın yönettiği 'Northless' filmindeki performansları ile Alicia Laguna ve Sonia Couch da 'En İyi Kadın Oyuncu' ödülüne layık görüldü.

ntvmsnbc





_________________

Al götür rüzgârlara savur..


 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
aLoNe'm
uzak
TurkBoard Fan


Kayıt: 06.10.2008
Üye No: 137,577
Şehir: Kayıp
Gizli




Tarih: 22 Ekim 2009, 00:42 Tek mesaj gösterimi3





_________________
Cehennemdeyim..!
Bir gün kurtulur cennete alınır mıyım ki..?
Razıyım alnımda yazılı olan cehennemden gelme yazısına...
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
èvanèscè
thêatre ºf trag£d¥
Emektar


Kayıt: 20.06.2005
Üye No: 15,305
Şehir: in your dreams
Offline




Tarih: 22 Ekim 2009, 00:55 Tek mesaj gösterimi4

Son zamanlardada Türk-Kürt filmleri moda oldu.

Tanitim icin tesekkurler .. guzel filme benziyor..




_________________
Kışa ait olduğumu sanıyordum
ben şimdi yeşil bir ağacım .
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Muhalif
Uyuz, gıcık, cins..
Emektar


Kayıt: 28.06.2005
Üye No: 16,455
Şehir: İstanbul
Offline




Tarih: 23 Kasım 2009, 14:53 Tek mesaj gösterimi5

DİLE GELMEYEN HAKİKATLER ÜZERİNE



Çetin Baskın


Sonda söylenecek olanı baştan söylemek gerekiyor. İki Dil Bir Bavul, gücünü büyük oranda; Türkiye’de reel siyasetin günbegün içini boşaltmaya çalıştığı, her yeni gün başına eklenen bir dizi farklı tanımlamalarla “açılım” adı altında çözümünü başka bahara ertelediği Kürt realitesine ve onun varoluş nedenlerinden biri olan ‘kendi anadilinde yaşam talebi’ne yaklaşımındaki samimiyetinden ve sahiciliğinden alıyor. Hakkında neredeyse gök kubbe altında söylenmemiş sözün kalmadığı bir ‘hakikate’ görüntünün gücüyle ses veriyor. Resmî ideoloji tarafından inkâr ve asimilasyona maruz bırakılan Kürtçeyi, bizatihi onu konuşanlar tarafından görünür kılarak haklı bir talebin sinemasal ispatını sunuyor. En basit ifadeyle, bu ülkede yaşayan milyonlarca Zilkîf’in ilkokul sıralarından başlayarak, daha sonra yol çevirmelerinde, hastane koridorlarında, devlet dairelerinde ve bürokrasinin soğuk katlarında kendi anadilinden ötürü ayrımcılığa ve hakaretlere maruz kalmasının ve dilinden ötürü karşısına dikilen ‘yok sayılmanın’ ortadan kalkması için sinemanın gücüne başvuruyor. Uygulanan tektipleştirmenin, ortaya atılan resmî tezlerin, yaratılan anlamsız heyulanın çocukların masum evreninde pek de kıymet-i harbiyesinin olmadığını gözler önüne seriyor. Siyasetin yorgun düşmüş ‘dilinin’ imdadına Türkiye sinemasında örneği görülmemiş yeni bir ‘dil’ ve ‘üslup’la yetişiyor. Büyük sözler söylemeden, siyasetin yapay diline hapsolmadan da bu meseleye dair anlatacak/gösterecek çok şeyin olduğunu vurguluyor.

BAVULLA BİRLİKTE TAŞINAN “HİÇBİR ŞEY”LER…
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Demirci köyüne tayini çıkan Denizlili Emre öğretmenin dolmuşun üzerine yüklenmiş bavul görüntüsüyle açılıyor film. Filme adını verecek kadar önem arz ettiğine göre bu bavulun şahsiliğinin dışında farklı anlamları da var belli ki. O bavul, sadece Emre’ye ait kişisel eşyaların yer aldığı bir obje olmaktan öteye geçerek, daha arkaik anlamları da ima ediyor aslında. Egemen söylem tarafından Türkiye’nin Güneydoğusuna yönelik üretilen “feodalite”, “yoksulluk”, “geri kalmışlık” ve “terör” gibi kerameti kendinden menkul önyargıları da beraberinde taşıyor o bavul. Her ne kadar Emre için (yoksulluk ve mahrumiyeti dile getirdiği cep telefonu görüşmeleri dışında) bunların ne derece önemli olduğunu göremesek de, Sivas’ın doğusuna ayak basmamış birçok Türk için ‘orası’ hâlâ bu tanımlamalardan ibaret bir yer. Yani film sadece coğrafi bir uzaklığı değil aynı zamanda kültürel, siyasi ve sosyolojik mesafeyi de görünür kılmış oluyor. Bu sebepten dolayı, Denizlili Emre sadece bilmediği bir dilin yaratmış olduğu iletişimsizlikle karşılaşmıyor; kendisinin de filmin başında ifade ettiği “büyük apartmanlar ve bolluk içinden” gene kendi ifadesiyle “hiçbir şeyin” olmadığı bir ‘ora’yla karşılaşıyor.

Emre’nin dillendirdiği bu “hiçbir şey” tanımı akla Erden Kıral’ın yönetmenliğini yaptığı ve Ferit Edgü’nün aynı adlı romanından uyarlanan Hakkâri’de Bir Mevsim (1983) filmini getiriyor. Fransız tedrisatından geçmiş -Genco Erkal’ın canlandırdığı- öğretmenin Hakkâri’nin bir köyüne gelerek (esasında ‘sürülerek’) Kürt çocuklarına okuma yazma öğretmeside gene aynı “hiçbir şey”le ilintiliydi aslında. Filmde, öğretmen ilk derste bir şeyler anlattıktan sonra suspus olmuş çocuklara dönüp “Anladınız mı?” diye sorduğunda sınıftaki çocuklar hep bir ağızdan bağırarak ellerindeki o “hiçbir şey”le “Na!”1 diye cevap veriyorlardı. Kürt realitesiyle ilgili literatürün ve gündemin henüz bugünkü gibi pek konuşul(a)madığı bir zamanda geçen film; Hakkâri’nin binlerce metrelik yüksekliğe kurulmuş köylerinden birinde kendi kaderine terk edilmiş bir milletin koyu yalnızlığına ve ‘yoksunluğuna’2 ortak ediyordu izleyiciyi. İki Dil Bir Bavul hem bu filmle organik bir bağa sahip hem de meselenin her şeyden önce bir ‘dil’ sorunu olduğunu işaret etmesi açısından da çok farklı bir yerde duruyor. ‘Türk öğretmenin uzak bir Kürt köyündeki bir yılı’ içerisinde Türkçe bilmeyen Kürt çocukların bu dili öğrenmeye çalışırken yaşadıkları problemleri/güçlükleri gösteren İki Dil Bir Bavul,sadece bunları göstermekle sınırlı kalmayarak daha fazlasını vaat ediyor. Film, sahip olduğu unutulmaz anlarla, “tek dil tek millet” şiarını edinmiş resmî ideolojinin, “azınlık” olarak kategorize ettiği ve ötekileştirdiği etnik kimliklere uyguladığı asimilasyonun mânâsızlığını bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Her sabah “Ne mutlu Türküm diyene” diye bağırınca Zilkîf’in Zülküf olamayacağını, varlığını aynı ülkede yaşadığı Türkün varlığına armağan eden Rojda’nın kendini mutlu hissedemeyeceğini, aklı ve vicdanı hür her bireyin hakkını teslim edeceği bir sadelikle gösteriyor.

“KURMACA”YA KARŞI KURMACA
İki Dil Bir Bavul sırf ele aldığı meselenin can alıcılığına yaklaşımındaki hassasiyetinden değil; bunun yanında kendine yöntem olarak seçtiği biçimsel tercihlerden ötürü de ayrı bir yerde duruyor. İki dil arasındaki çatışmanın/iletişimsizliğin yaratmış olduğu trajikomik durumları yansıtırken olayın ‘vahametini’ azaltacak herhangi bir tuzağa düşmediği gibi, dramatik ve duygusal anları ajitatif hale dönüştürecek bir müdahaleden de (müzik kullanımı gibi) özellikle kaçınıyor. Film, anlatım dili açısından ne tam olarak bir çeşit ‘gözlemci belgesel’ diyebileceğimiz bir mecrada ilerliyor ne de bildiğimiz anlamda bir kurmacaya meylediyor. Bunların yerine bambaşka bir tür kurmacaya; “kurmacaya karşı kurmaca” diyebileceğimiz bir şeye yöneliyor. Cumhuriyet tarihi boyunca vuku bulan ‘sistematik reddi’, yani bir çeşit “kurmaca”yı olduğu gibi kaydetmek, onu yeniden üreten bir mekanizmaya dönüşebileceğinden, İki Dil Bir Bavul, bu tip bir “kurmaca”ya karşı kurmaca diyalektiği ile karşılık vererek bir “oyun”u başka bir oyunla bozuyor. Yönetmenler, kameranın sanılanın aksine tarafsız ve nesnel olmadığının, -kurgu aşamasını da buna dâhil ederek söylersek eğer- oldukça öznel ve ‘ideolojik bir aygıt’ olduğunun bilincinde davranarak, Orhan Eskiköy’ün bir röportajda ifade ettiği şekliyle “gerçeğin yaratıcı yorumu”na girişiyorlar...

İranlı usta yönetmen Abbas Kiarostami’nin ilk dönem filmlerinden Arkadaşımın Evi Nerede?’yi(Khane-ye doust kodjast?, 1987) çağrıştıran İki Dil Bir Bavul (sadece biçimsel yakınlık mânâsında değil, gene çocukların başrolde olduğu ve okulda geçen bir film olarak da) büyük ölçüde İran Sineması ve Kiarostami filmleriyle akrabalık bağına sahip denilebilir. Basit konulardan yola çıkarak oldukça toplumsal ve evrensel hikâyeler anlatırken üslup olarak da benzersiz bir “gerçeklik” anlayışıyla hareket eden bu sinemanın kendine has yapısından izler taşıyor film.
Emre’nin okulun ilk günü öğrenci aramaya çıktığı sahnelerde olduğu gibi, daha çok belgesel sinemanın alametifarikası sayılan hareketli kamera kullanımına başvuran yönetmenler, geri kalan 70 dakika boyunca daha çok sabit planlara ve pastoral kadrajların yer aldığı natüralist betimlemelere başvuruyorlar. Kurmaca ile belgesel arasındaki mesafeyi belirsizleştirerek bunun pek de anlamlı ve gerekli bir tasnif olmadığını, önemli olanın derdini aktarmanın bir yolunu bulmak olduğunu da göstermiş oluyorlar. Böylelikle film salt bir ‘tespit’ten daha fazlasını ifade etmiş oluyor. Yönetmenler, izleyiciyi film boyunca yaşananlara tanıklık etmenin ötesine taşıyorlar bir nevi. Denizlili Emre bir yılın sonunda yaz tatili için memleketine dönünce kamera Emre’yi takip etmiyor artık. Bizi Zilkîf ve arkadaşlarının kendi aralarında “yeşil yılan var mı yok mu?” tartışmasıyla baş başa bırakıyor.

ONUN ADI ZÜLKÜF DEĞİL ZİLKÎF’TİR ÖRTMENİM…

Anneler büyük harflerle yazılır demişti öğretmen. Annenizin adını defterinizin en baş sayfasının en baş satırına yazın demişti sonra.
Öğretilen en büyük harflerle yazmıştım: GÜVERCİN
Nasıl oldu da oldu. En arka sıradan değil de en ön sıradan: Bir parmak, havada!
-Örtmenim, örtmenim onun annesinin adı güvercin değil, KEVOK’tur. 3

Murat Özyaşar, ‘Kış Bilgisi’ adlı öyküsünü 4, annesinin alnındaki aşiret dövmesinden, kara kavrukluğundan ‘gizlenen’ ve Türkçe bilmeyişinden ötürü veliler toplantısına annesini çağır(a)mayan bir çocuğun ilkokul sıralarına dair anımsadığı olayı şiirsel bir dille aktararak sonlandırır. Başka birinin annesini görmesinden, Kürtçe konuşmasından bir çeşit “utanç duyduğunu itiraf eden karakter, kendi anadilinde annesinin adını yazamadığı, yazsa bile öğretmen için pek anlam ifade etmeyeceğini tahmin ettiği için, o an aklına gelen en parlak fikirle çocuksu bir çözüm yolu bulur. Annesinin adını defterine Kevok olarak yazamayan çocukla, Emreöğretmenin gösterdiği kuş resmine Kew5 diyen çocuğun ya da “Senin ailen var mı?” sorusuna bildiği tek Türkçe kelimeyle “Hayır” diyerek cevap veren çocuğun taşıdığı duyguların ne kadar ‘hakiki’ ve ‘tanıdık’ olduğunu gösteriyor İki Dil Bir Bavul. Ve bunun gibi nice öykünün öğrenim hayatı boyunca her Kürdün başına gelmiş olma olasılığının ne kadar da yüksek olduğunu…

Meselenin çözümüyle ilgili ipuçlarının bu tür öykülerde gizli olduğunun ve Zilkîf’lere kulak vererek bir çeşit ‘empati’ kurmanın ne kadar gerekli ve hayati olduğunun altını çizen film; tam da bu mevzu üzerine edilmiş kelamların tekrara düştüğü, etkileyiciliğinin maşerî vicdanlarda yeterince hissedilmediği bir anda tüm doğallığı ve insaniliğiyle seyircinin karşısına dikiliveriyor. Zilkîf için Türkçenin yabancı dilden öte pek bir anlam ifade etmediğini, sınıfta edilen buyrukların okul dışında nasıl berhava olduğunu hatırlatıyor. Tüm “hiçbir şey”lere rağmen, kendi anadillerinde şakalaşınca, top oynarken birbirlerine Kürtçe seslenince mutlu oluyor Zilkîf ve arkadaşları…


notlar:
1 Kürtçede ‘hayır’.
2 Hasta kardeşi için gecenin bir vakti öğretmenin evine gelerek ilaç yerine portakal isteyen çocuğun; “Örtmenim ona ilaç verme purtakal ver, hiç purtakal yememiş” sözü hâlâ hafızalarda asılı olarak durmaktadır.
3 Kürtçede ‘güvercin’.
4 Murat Özyaşar’ın ‘Ayna Çarpması’ adlı öykü kitabından.
5 Kürtçede ‘keklik’.


altyazi.net





_________________

Al götür rüzgârlara savur..


 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
intifada!
promethe


Kayıt: 03.10.2005
Üye No: 30,677
Şehir: Galata Sarayı
Offline




Tarih: 23 Kasım 2009, 20:31 Tek mesaj gösterimi6

ya ben bi gidemedim bu filmee Sümüklü
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
phsy©o
gerçekçi ol


Kayıt: 31.08.2008
Üye No: 133,704
Offline




Tarih: 23 Kasım 2009, 20:49 Tek mesaj gösterimi7

- zülküf kitap okuycan dimi bu yaz
- hayır
- ne demek hayır lan

hahahahaha hahahahaha

konusu güzel




_________________



Eğer bir yerde küçük adamların büyük gölgeleri oluşuyorsa, orada güneş batıyor demektir...!
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [Bu başlıkta 7 mesaj bulunuyor] « Önceki başlıkSonraki başlık »


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti dosyaları gönderemezsiniz
Bu forumdaki dosyaları indiremezsiniz
TurkBoard çerezlerini temizle