Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)
Bölüm Yetkilileri: Bölüm Sorumluları, eliah, JiLda, MaXwELL, Xavier
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 15 sayfa) [Bu başlıkta 150 mesaj bulunuyor] « Önceki başlıkSonraki başlık »

Sayfa::  1 ...
 Yazar  Mesaj
Tutsak Melek
...iNaNCıN GöLGeSiNDe...


Kayıt: 03.05.2006
Üye No: 58,463
Şehir: Turkey
Offline




Açıklama: Hayatı ve Güzel Ahlakı.. O'nunla ilgili herşey...
Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Per Arl 20, 2007 11:09 pm Mesaj: #1



    I-Peygamberlikten Önceki Hayatı

    HZ. MUHAMMED (S.A.S)'İN ÇOCUKLUK DÖNEMİ

    1- DOĞUMU:

    Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke'nin doğusunda bulunan "Hâşimoğulları Mahallesi"nde, babasından kendisine mirâs kalan evde doğdu. Arapların takvim başı olarak kullandıkları "Fil Vak'ası", Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.

    Abdülmuttalib, torununun doğumu şerefine verdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara:

    "Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O'nu hayırla yâdetsinler..." cevâbını verdi. Annesi de "Ahmed" dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok çok övülüp senâ edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk'ı yüce sıfatları ile öven, hamdeden kimse demektir. ıslâm târihçileri, Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğduğu gece bir takım olağanüstü olayların meydana geldiğini naklederler. O gece İran Kisrâsı (Hükümdarı)'nın Medâyin şehrindeki sarayının 14 sütûnu yıkılmış, mecûsîlerin İran'da Istahrâbat şehrinde bin yıldan beri yanmakta olan "ateşgede"leri sönmüş, Sâve (Taberiyye) gölü yere batmış, bin yıldan beri kurumuş olan Semâve deresi'nin suları taşmış, mecûsîlerin büyük bilgini Mûdibân korkunç bir rüya görmüş, Kâbe'deki putların yüz üstü devrildikleri görülmüştü. Gerçekten O'nun doğması ile bütün dünyada hüküm sürmekte olan cehâlet ve küfür ateşi sönmüş, putperestlik yıkılmış, zulmün baskısı son bulmuştur.






_________________
Bilmezler ki;
Ayn’ın içi Cennet, Şîn’in içi Cehennem ve Kaf’ın içi de Âraftır...



The pain never goes away...
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Tutsak Melek
...iNaNCıN GöLGeSiNDe...


Kayıt: 03.05.2006
Üye No: 58,463
Şehir: Turkey
Offline




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Per Arl 20, 2007 11:17 pm Mesaj: #2

    2- SOYU (NESEBİ)

    Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)'in babası, Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah; annesi ise Vehb'in kızı Âmine'dir. Babası Abdullah, Kureyş Kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan, annesi Âmine ise Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç batın yukarıda, "Kilâb"da birleşmektedir. Her ikisi de Mekke'lidir.

    Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hz. İbrâhim'in büyük oğlu Hz. İsmâil'in neslindendir. Soyu Adnân'a kadar kesintisiz bellidir. Adnân ile Hz. İsmâil arasındaki batınların sayısında neseb bilginleri ihtilâf etmişlerdir.

    Peygamber (s.a.s.) Efendimizin soyu, çok temiz ve çok şerefli bir neseb zinciridir. Bir hadisi şerifte Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

    "Ben devirden devire, (nesilden nesile, âileden âileye) seçilerek intikal eden Âdemoğulları soylarının en temizinden naklolundum, sonunda içinde bulunduğum 'Hâşimoğulları' âilesinden neş'et ettim", buyurmuştur.

    Diğer bir hadisi şerifte bu seçilme işi şöyle anlatılmıştır.
    "Allah, Hz İbrâhim'in oğullarından Hz. İsmâil'i, İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını, Kinâneoğullarından Kureyşi, Kureyşden Hâşimoğul-larını, Hâşimoğullarından da beni seçmiştir."

    Bir başka hadis-i şerifinde de Rasûl–i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
    "Allah beni, dâima helâl babaların sulbünden, temiz anaların rahmine naklederek, sonunda babamla annemden ızhâr etti. Âdem'den, anne-babama gelinceye kadarki nesebim içinde nikâhsız birleşen olmamıştır".

    Hz. Muhammed (s.a.s.)'in doğumundan iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye seyâhatinden dönerken Yesrib (Medine)'de hastalanarak 25 yaşında vefât etmiş ve orada defnedilmişti. Peygamberimiz (s.a.s.)'e, babasından mirâs olarak beş deve, bir sürü koyun, doğduğu ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir câriye kalmıştır.






_________________
Bilmezler ki;
Ayn’ın içi Cennet, Şîn’in içi Cehennem ve Kaf’ın içi de Âraftır...



The pain never goes away...
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Tutsak Melek
...iNaNCıN GöLGeSiNDe...


Kayıt: 03.05.2006
Üye No: 58,463
Şehir: Turkey
Offline




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Per Arl 20, 2007 11:24 pm Mesaj: #3

    3- HZ. MUHAMMED (S.A.S.) SÜT ANNE YANINDA

    Başlangıçta çocuğu (3 veya 7 gün) annesi Âmine emzirdi. Sütü yetmediği için, daha sonra amcası Ebû Leheb'in azatlı câriyesi Süveybe tarafından emzirildi.Fakat Hz. Muhammed (s.a.s.)'in devamlı süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa'doğlulları kolundan Halîme oldu.

    Mekke'nin havası ağır olduğu için, Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış (fasih) Arapça öğreniyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de bu âdete göre süt annesi Halîme'ye verildi. Halîme, yetim bir çocuğu emzirmenin kârlı bir iş olmayacağı düşüncesiyle, başlangıçta tereddüt göstermişse de, daha sonra bu çocuğun evlerine uğur ve bereket getirdiğini görmüş ve O'nu öz çocuklarından daha çok sevmiştir. Süt kardeşi şeyma da bakımında annesine yardımcı olmuştur.

    Hz.Muhammed (s.a.s.) süt annesi ve süt kardeşleri ile sonraki yıllarda dâima ilgilenmiştir. Halîme kendisini ziyârete geldiği zaman onu "anacığım" diyerek karşılamış, altına elbisesini yayarak, saygı göstermiştir.

    Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı. Dört yaşında Halîme çocuğu Mekke'ye götürerek annesine teslim etti. ıslâm târihçileri, bu esnada "şakk-ı sadr" (göğüs açma) olayının meydana geldiğini, çocukta görülen bu gibi olağanüstü hallerin Halîme'yi endişelendirdiğini, bu yüzden çocuğu annesine teslime mecbûr kaldığını naklederler.






_________________
Bilmezler ki;
Ayn’ın içi Cennet, Şîn’in içi Cehennem ve Kaf’ın içi de Âraftır...



The pain never goes away...
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Tutsak Melek
...iNaNCıN GöLGeSiNDe...


Kayıt: 03.05.2006
Üye No: 58,463
Şehir: Turkey
Offline




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Per Arl 20, 2007 11:31 pm Mesaj: #4

    4- MEDİNE ZİYÂRETİ

    Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Âmine ile kaldı, O'nun şefkat ve ihtimâmı ile yetişip büyüdü. Altı yaşında iken, babasının Medine'de bulunan kabrini ziyâret etmek üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü Eymen'le beraber Medine'ye gittiler. Medine'deki akrabaları Neccâroğullarında bir ay kadar misâfir kaldılar. Dönüşte, Medine'nin 23 mil güneyinde Ebvâ Köyü'nde Âmine hastalandı. Henüz doğmadan babasından yetim kalmış olan Hz. Muhammed (s.a.s.), altı yaşında iken annesinden de öksüz kalıyordu. Bu acıyı bütün varlığı ile hisseden anne, oğlunu şefkat dolu gözlerle süzdü. Bağrına basıp uzun uzun öptü. Masûm yüzüne bakarak;
    "Her yeni eskiyecek, her fâni yok olup gidecek,
    Ben de öleceğim, fakat buna gam yemem,
    Namımı ebedi kılacak hayırlı bir halef bırakıyorum..."
    anlamına bir şiir söyledi.

    Bu sözlerden sonra vefât etti.
    Annesinin ölümünden sonra çocuğu Ümmü Eymen Mekke'ye götürüp dedesi Abdülmuttalib'e teslim etti.

    Altı yaşından sekiz yaşına kadar, çocuğa dedesi Abdülmuttalib baktı. Abdülmuttalib seksen yaşını geçmiş bir ihtiyârdı. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz sekiz yaşında iken dedesi de öldü. Ölürken, on oğlu içinden Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin yetiştirilmesini, öz amcası Ebû Tâlib'e bıraktı.

    Yıllar sonra, Hicret'in 6'ıncı yılı Hudeybiye Barışı dönüşünde Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz, annesinin kabrini ziyâret edip, teessürle gözyaşı döktü. Annemin bana olan şefkatini hatırlayarak ağladım, buyurdu.






_________________
Bilmezler ki;
Ayn’ın içi Cennet, Şîn’in içi Cehennem ve Kaf’ın içi de Âraftır...



The pain never goes away...
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Tutsak Melek
...iNaNCıN GöLGeSiNDe...


Kayıt: 03.05.2006
Üye No: 58,463
Şehir: Turkey
Offline




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Per Arl 20, 2007 11:40 pm Mesaj: #5

    BİR GECE

    Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
    Kumdan, ayın ondördü bir Öksüz çıkıverdi!
    Lâkin, o ne hüsrândı ki: Hissetmedi gözler;
    Kaç bin senedir, halbuki bekleşmedelerdi!

    Nerden görecekler? Göremezlerdi tabiî
    Bir kerre, zuhûr ettiği çöl, en sapa yerdi.
    Bir kerre de, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar.,
    Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.

    Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
    Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
    Fevzâ bütün âfâkına sarmıştı zemînin.
    Salgındı, bugün şark'ı yıkan, tefrika derdi.

    Derken büyümüş, kırkına gelmişti ki Öksüz,
    Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
    Bir nefhada insanlığı kurtardı O Mâsum,
    Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!

    Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
    Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!
    Âlemlere rahmetti, evet, şer–i mübîni,
    Şehbâlini, adl isteyenin yurduna gerdi.

    Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;
    Medyûn O'na cem'iyyeti, medyûn O'na ferdi.
    Medyûndur O mâsûm'a bütün bir beşeriyyet...
    Yârab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.



    Mehmed Âkif ERSOY


 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
**cimcime**
özledim


Kayıt: 02.01.2007
Üye No: 73,006
Şehir: *TrAbZoN*
Gizli




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Per Arl 20, 2007 11:42 pm Mesaj: #6

paylaşımın için teşekkürler...




_________________

Vurulup tertemiz alnından,uzanmış yatıyor
Bir hilal uğruna,Ya Rab,ne güneşler batıyor!
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Tutsak Melek
...iNaNCıN GöLGeSiNDe...


Kayıt: 03.05.2006
Üye No: 58,463
Şehir: Turkey
Offline




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Per Arl 20, 2007 11:47 pm Mesaj: #7

    II- HZ. Muhammed (S.A.S.)'in Gençlik Dönemi

    1- EBÛ TÂLİB'İN HİMÂYESİ

    Peygamberimizin hayâtının sekiz yaşından yirmibeş yaşına kadar olan dönemine "gençlik devresi" denilir. Bu devrede Rasûlullah (s.a.s.) amcası Ebû Tâlib'in yanında, onun himâyesi altında bulunmuştur.

    Ebû Tâlib, zeki ve âlicenâb bir zâtdı. Zengin olmamakla beraber, asâleti ve âlicenâplığı sebebiyle herkesten saygı görüyordu. Yeğeni Hz. Muhammed'i çok seviyor, hiç yanından ayırmıyordu.






_________________
Bilmezler ki;
Ayn’ın içi Cennet, Şîn’in içi Cehennem ve Kaf’ın içi de Âraftır...



The pain never goes away...
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Tutsak Melek
...iNaNCıN GöLGeSiNDe...


Kayıt: 03.05.2006
Üye No: 58,463
Şehir: Turkey
Offline




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Per Arl 20, 2007 11:56 pm Mesaj: #8

    2- SEYÂHATLERi

    a) Şam Seyâhati:
    Mekke iklimi zirâate elverişli olmadığından, Mekkeliler ticâretle uğraşırlar, çocuklarını da ticârete alıştırırlardı. Ticâret için kervanlarla, yazın şam'a, kışın Yemen'e seyâhet ederlerdi. Ebû Tâlip de diğer Mekkeliler gibi kervan ticâreti yapıyordu. Bir defasında şam'a giderken, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e amcasından ayrılmak zor geldi; kendisini de yanında götürmesini istedi. Ebû Tâlib çok sevdiği yeğenini kırmadı. O'nu da kafileyle beraberinde götürdü. Bu esnâda henüz oniki yaşındaydı.
    şam'ın 90 km. kadar güneyinde Busrâ (Eski şam) denilen kasabada "Bahîra" adında bir Hıristiyan râhibi vardı. Kasabaya uğrayan kervanlarla hiç ilgilenmediği halde, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in içinde bulunduğu kervanı karşılayarak bütün kafileye bir ziyâfet verdi. Bahîra okuduğu kutsal kitaplardan edindiği bilgilerle, Hz Muhammed (s.a.s.)'in simâsından, O'nun istikbâlini sezmişti. O'nunla konuştu. Sorular sordu. Aldığı cevâplar, kanâatini kuvvetlendirdi. şam yolculuğunun bu çocuk için tehlikeli olacağını düşündü.

    Ebû Tâlib'e:
    -"Bu çocuk son Peygamber olacaktır. Şam Yahûdîleri içinde O'nun alâmet ve vasıflarını bilen kâhinler vardır. Tanırlarsa, ihânet ve kötülüklerinden korkulur. Bu çocuğu şam'a götürmeyiniz..." dedi. Bu sözler üzerine Ebû Tâlib şam'a gitmekten vazgeçti. Alışverişini burada bitirip, geri döndü.

    Son Peygamberin geleceği ve O'nun bir çok vasıfları Tevrât ve ıncil'de bildirilmişti. Bu sebeple, Yahûdî ve Hristiyan bilginleri, O'nun alâmetlerini ve vasıflarını biliyorlardı. Hicretten sonra Müslüman olan Medineli Yahûdi âlimi Abdullah İbn Selâm'ın "Tevrat'ta Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)'ın sıfatları vardır" dediğini, "Kütüb-i Sitte" denilen altı güvenilir hadis kitabından Tirmizi'nin es-Sünen'inde rivâyet edilmiştir."

    Gülünç bir iddiâ Hz. Muhammed (s.a.s.)'in 12 yaşında yaptığı bu seyâhatta râhip Bahîra ile görüşmesini, bazı Hıristiyan yazarlar, Hristiyanlığın bir zaferi gibi göstermek istemişler. Peygamberimiz (s.a.s.)'in bütün dinî esasları bu râhipten öğrendiğini iddia etmişlerdir.

    Bu iddia son derece gülünç ve tutarsızdır. Oniki yaşındaki bir çocuğun, İslâm gibi mükemmel bir dinin esaslarını bir kaç saatlik görüşme esnâsında öğrenmesi mümkün değildir. Bu râhip bu esasları bilseydi, kendisi tebliğ ederdi. Eğer burada böyle bir konu konuşulsaydı, kafilenin gözü önünde yapılan bu konuşma ağızdan ağıza yayılırdı. Peygamberliğini ilân ettiği zaman inanmayanlar, "bunlar Bahîra'nın sözleri" demezler miydi? Üstelik İslâmiyet, Hristiyanların "teslis" (üçlü tanrı sistemi) inancını tamâmen reddetmiş "Tevhid inancını" getirmiştir. Görüldüğü üzere, bu iddia son derece çürük ve çirkin bir iftirâdan başka bir şey değildir.

    b) Yemen Seyâhati:
    Hz. Muhammed (s.a.s.) 17 yaşında iken de, diğer bir ticâret kafilesi ile amcalarından Zübeyr ve Abbâs'la birlikte Yemen'e gidip gelmiştir.






_________________
Bilmezler ki;
Ayn’ın içi Cennet, Şîn’in içi Cehennem ve Kaf’ın içi de Âraftır...



The pain never goes away...
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Tutsak Melek
...iNaNCıN GöLGeSiNDe...


Kayıt: 03.05.2006
Üye No: 58,463
Şehir: Turkey
Offline




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Cum Arl 21, 2007 12:05 am Mesaj: #9

    3- FİCÂR SAVAŞINA KATILMASI

    Müslümanlıktan önce (Câhiliyet Döneminde) Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnızca "Eşhür-i hurum" denilen dört ayda savaşmak haram sayılırdı. Bu dört ayda (Zilka'de, Zilhicce, Muharrem, Receb) savaş yapılacak olursa, fâcirane sayıldığı için buna "Ficâr Savaşı" denirdi.
    Kureyş kabîlesi ile Hevâzin kabîlesi arasında kan davası yüzünden bir savaş başlamış, dört yıl sürmüştü. Savaş, kan dökülmesi haram olan aylarda da devâm ettiği için "Ficâr Savaşı" denildi.

    Peygamberimiz (s.a.s.) yirmi yaşlarında iken bu savaşa amcaları ile birlikte katıldı. Fakat kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiştir. Sâdece karşı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermiştir.






_________________
Bilmezler ki;
Ayn’ın içi Cennet, Şîn’in içi Cehennem ve Kaf’ın içi de Âraftır...



The pain never goes away...
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
ClavicuLa NoX
Valerian*
TurkBoard Fan


Kayıt: 15.08.2007
Üye No: 87,619
Şehir: Bursa
Offline


Yasaklandım

Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Cum Arl 21, 2007 12:20 am Mesaj: #10

Unuttuğumuz ne çok ayrıntı var. Paylaşım için teşekkürler.




_________________
.:aşık:.
8000'de bırakacağım.
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 15 sayfa) [Bu başlıkta 150 mesaj bulunuyor]
Sayfa::  1 ...
« Önceki başlıkSonraki başlık »


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti dosyaları gönderemezsiniz
Bu forumdaki dosyaları indiremezsiniz
TurkBoard çerezlerini temizle  
Oyunlar