Cahit Sıtkı Tarancı

Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder « Önceki başlıkSonraki başlık »
 Yazar  Mesaj
..LeyL..
Yılın Şairi
Yılın Şairi


Kayıt: 10.03.2005
Üye No: 1,189
Gizli




Tarih: 04 Nisan 2006, 01:11 Tek mesaj gösterimi1

Bayram Yemeği
Korkarım felekte bir gün
Bir bayram yemeğinde
Anam babam gibi kardeşlerim de
En güzel dalgınlığında ömrün
Beni gurbette sanıp
Keşke gelseydi bu bayram diyecekler
Ve birdenbire yürekler
Aynı acıyla yanıp
Hepsinin gözleri yaşaracak
öldüğümü hatırlayarak
(Düşten Güzel)


Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1957)

Şairlerin hayatları aynı kalıptan. Ya hamurları ...

Tarih edebiyatçıları karşımıza, sonucunu yaşadıkları sürece öğrenemeyecekleri bir mücadelenin övgüsü, yergisi ve çelişkileri sonradan saptanmış tespitleriyle karşımıza çıkarmaktadır. Hangi şairi merak ederseniz edin, araştırmanız sırasında ya bir yapıya mensup olmanın, ya da bireysel davranışlar içinde ortaya çıkardıklarının muhakemesini ortaya koyan incelemeler çıkacaktır karşınıza. Zaten yaşadıkları sürece bu döngünün kendilerini tanımlayacağı noktayı bulamayacaklarından, kesin neticeye varmak için ölmeleri gerekmektedir. Yaşadıkları sürece her an bulundukları konum değişebiliyor.

Pek çok şairden ellisinden sonra iyi şiir yazmaya başladı diye söz edilir. O döneme kadar da ünlü şairdirler ama onları büyük şair yapan bazen son eserleridir. (Behçet Necatigil, Oktay Rıfat vs. ) Birde çok iyi başlayıp gerisini getiremeyenlerden söz edilir(Fazıl Hüsnü Dağlarca). Elbette bu yorumlar herkesin üzerinde uzlaştığı yorumlar değildir. Hatta bu yorumlara şiddetle karşı çıkanlar bazen çoğunluğu teşkil etmektedirler. Zaten mühim olan da bu değildir aslında. Bugün tüm toplumun üzerinde uzlaştığı şairlere karşı geliştirilmiş ve başarılı olmuş pek çok akım vardır. Ama tarih her iki tarafa da hakkını vermeyi bilmektedir. Rusya'da Mayakovski, Puşkin düşmanlığı gerekçesiyle çok sıkıntılı dönemler geçirmiştir. Hiç bir baskı Mayakovski'nin kendini tüm dünyaya ispatlamasına engel olamamıştır. Bu durum Mayakovski'yi Rus edebiyatının zirvesine oturturken Puşkin'i de aşağı çekmemiştir. Bugün iki şairde Rus edebiyatının zirvesinde ayrı ayrı saldırıları göğüslemeye çalışmakta ya da övgülerle yüceltilmektedirler. Her mukayesede birbirleri karşısına çıksalar da değerlerini korumaktadırlar.

Şair dünyanın neresinde yaşamış olursa olsun, kanımca kendi adına orijinal bir final beklentisi içinde olmamalıdır. Özellikle eserleri kadar yaşantılarıyla da derin izler bırakmış şairlerin farklı zaman aralıklarında yaşadıklarının birbirine çok benziyor olması bir tesadüf olamayacağına göre, şairleri bundan sonra da farklı bir sonun beklemesini düşünmeye hakkımız yoktur. Sandor Petöfi, Gogol, Baudelaire, Şeyh Galip, Orhan Veli, Sabahattin Ali, Mayakovski ve Yesenin gibi isimlerin yaş. bakarak diğerlerininkini küçük hatalarla da olsa tahin etmeniz hiçte zor değil. Bu durumu tersinden düşünmek için, yaşantıları ile edebiyat dünyasında bir yer ihtiva etmeyen şairlere de satırlarımızda yer vermemiz gerekir. Yani uzun yaşayanları, hayatın sıkıntılı yollarıyla sıradan bir vatandaştan biraz daha farklı şekillerde mücadelelerini devam ettirenler ve bu mücadeleyi miras bırakanlar. Neresinden bakarsanız bakın eceline en düşük düzeyde müdahale edenleri bu sınıfa koymalıyız. Yahya Kemal, Necip Fazıl, Goethe, Gorki, Victor Hugo, Melih Cevdet diğerlerinden biraz daha fazla yaşamış olsalar da gerek şiire bıraktıkları, gerekse yaşamlarını şekillendiren ve koşullandıran detaylarla ilk başta sözünü ettiğimiz şairlerle aralarında oluşacak benzerliklere engel olamazlar.

Tabi bu sözünü ettiğimiz kesimlerin dışında kalanlar da var... Asıl konumuz onlar. Yani arada kalanlar. Yani hem uzun yaşamamış olanlar, hem pek saldırıya uğramamış olanlar. Hem önemli bir kesim tarafından eleştirilenler, hem takdirle anılanlar. Öldükleri zamanki eserleriyle ilk yapıtları arasında çok büyük bir fark bulunmayanlar. Ne yapmaya çalıştıkları konusunda kafa yormak yerine küçük yerlere sığdırılanlar ve orada yaşam mücadelesi verenler.


Şiirde kırılma noktası

Şiirde 1950 li yıllardan söz ederken birbirinden farklı pek çok ayrıntıyı içinde barındıran bir dönemden söz ettiğimizi unutmamalıyız. 1950 yılı Türk şiiri için devamlı hatırlanması ve çok iyi bilinmesi gereken bir tarihtir. Nazım Hikmet'in şiir serüveninin kırılma noktası, Orhan Veli'nin Ölümüyle bir akımın tarihe karışması, aktif siyasette liberal akımların ağırlığını hissettirmesi, Türkiye'nin gerçek anlamda demokrasi denemelerine geçmesi gibi aşamaların kırılma noktasıdır bu tarih. Dolayısıyla bu devirde isminden söz ettiren herkesi, dönemin koşulları ve hevesleri ışığında anlamaya çalışmak bizi doğruya biraz daha yaklaştıracaktır.

Şiirimizde en keskin geçişlerin yaşandığı yıllar, doğu şiirindeki ahengin batı şiirindeki biçim üstünlüğüyle birleştirilmesi çalışmasının en hareketli olduğu bu yıllara denk düşmektedir. 1900'lü yılların başından itibaren Osmanlı imparatorluğunun sorgulandığı yıllarla dilde ve edebiyatta ortaya çıkan arayışın arasında büyük paralellikler gözlemleyebilirsiniz. Umutları tükenmiş bir halkın içine umut tohumları yeniden ekilirken nasıl o toplumun temek dinamikleri harekete geçirildiyse, edebiyatta özellikle de şiirde aynı dinamiklerden istifade edildiğini anlamak pekte zor olmasa gerek. Bu yıllardan itibaren içeriği hiç değişmeyecek olan bir alaşım Türk şiirine hükmedecek ve bitmeyen bir tartışma büyüyerek devam edecekti. Doğu kültürünün öğretilerinden oluşan geleneğin batı kültüründen dilimize aktarılan özellikleri çeşitli zaman aralıklarında farklı oranlarda harmanlanarak karşımıza çıkışı 1950 'li yıllarda boyut değiştirmeye başlamıştır. Bu tarihten sonra geleneği tamamıyla reddeden unsurlar kendini göstermeye ve ön plana çıkmaya başlamıştır. Hatta geleneği temsil eden unsurların hükmünü yitirip, tartışmaların merkezine yenilikçi unsurlardan kopan fraksiyonların oturması da bu yıllardan sonra olmuştur.

Bu sebepler bu yıllarda yaşamış şairleri incelerken koşullarında bilerek incelemeyi gerektirmektedir. Bu yılları devamlı bir arayış içinde geçiren Cahit Sıtkı Tarancı, Türk şiirinin batıya açılma yolu olmakla, batının Türk şiirine açılan penceresi olmak arasında bir yerde tanımlanmaktadır. Şimdi bu yerin gerçek anlamda tanımını incelemeye çalışacağız.



Cahit Sıtkı Tarancı Kimdir?

Hepimizin bizi ifade ettiğini düşündüğümüz bir ay vardır. Ya da birini anlamlandırırken özdeşleştirdiğimiz bir ay vardır. Haziran Nazım'la nasıl özdeşleştiyse Ekim ayı Cahit Sıtkı'yı o derece doğru ifade eder. Daha doğrusu Cahit Sıtkı'yı ifade edecek başka bir ay bulmaya imkan yoktur. Çünkü ekim ayı şairin hem doğduğu(4 ekim) hem de vefat ettiği(13 ekim) aydır.

İlkokulu Diyarbakır'da bitiren Tarancı, ortaokulu İstanbul'da Saint Joseph'te, liseyi Galatasaray'da okudu. Edebiyat dünyasında ilk defa 1930 yıllında dikkatleri üzerinde toplamıştır. İlk şiiri servet-i fünun dergisinde yayınlanmıştır. Galatasaray lisesinde eğitim görmüş olmasının da etkisiyle Fransız şiirinin bu şiirin temsilcilerinden çok etkilendiğini kendi ifadelerinden de anlayabiliyoruz: "Edebiyata karşı duyduğum heves on yıl önceye kadar gider. O zaman Fransız okulundaydım........./........./ Anneme yazdığım uzun mektuplarda sınıfta okuduğumuz edebi parçalardan esinlenerek, parlak sözcükler, göz kamaştırıcı benzetmeler ve süslü cümlelerle anlatmaya çalışıyordum. Corneille'i, Racine'i, Moliere'i sınıfta okuyorduk. Lamartine'in bütün şiirlerini ezberliyor, teneffüshanede kendi kendime okuyordum. Bendeki Lamartine sevgisi Galatasaray onuncu sınıfına kadar sürdü. Burada Baudelaire'i keşfettim."

Cahit Sıtkı'nın Fransız edebiyatına olan yakınlığı tamamıyla batı özentisi şiirler yazdığı anlamı taşımamalıdır. Onun şiirleri için Fransız sembolizmi ile Ahmet Haşim arasından çıkardığı bir harman demek mümkündür. Çünkü Fransız şiirinde ortaya konan biçim üstünlüğünün Türk dilinde uygulanırken geleneğin ölçülerine yaslanmak gerektiğini düşünüyordu. Serbest şiirin yükselişte olduğu dönemlerde biçimi ölçülerden oluşturamayacağı gerçeği kendisine böyle bir alaşımı dayatmaktaydı. İçerikten ziyade biçim kaygısına düşen şairin insan hayatı, aşk ve ölüm teması dışına pek çıkmadığını gözlemlemekteyiz. Özellikle ölüm teması üzerinde biçimlendirdiği çok fazla şiirinin olması, bazen şairde yaşama sevgisi yüzünden çok derin bir ölüm korkusu bulunduğu, bazen de ölümü üstün tuttuğu yorumlarının yapılmasına yol açmıştır. Doğrusu şiirinde yaşam sevgisini işleyen bir şairin ölümün üstünlüğüne işaret etmek istemesini çok mantıklı bulmak mümkün değil. Şairin ölümü devamlı işlemesi ve yaşamı bir geri sayıcı gibi gösteren ifadeleri tercih etmesi, üzerinden atamadığı bir ölüm korkusunu imlemektedir. Aslında doğrudan bunu ifade etmediği şiirlerde de gizli cümlelerle ifade ettiğini söyleyebiliriz. Otuz beş yaş şiirinde yaşamı bir geri sayıı gibi düşündüğünü açıkça ortaya koymuştur.

Cahit Sıtkı Tarancı aynı zamanda ödüllü bir şairdir. 1946 yılında Cumhuriyet Halk Partisi tarafından düzenlenen şiir yarışmasında 'Otuz beş yaş' şiiriyle birincilik ödülünü kazanan Tarancı, 1957 yılında Varlık dergisi tarafından açılan bir soruşturmada yaşayan yazarlar arasında en beğenilen yazar seçilmiştir.

1954 yılında amansız bir hastalığa yakalanıp 1956 yılında hayata gözlerini yuman Cahit Sıtkı Tarancı, şairliği kadar hikayeciliği ve çevirmenliğiyle de edebiyatımıza hizmet etmiştir. Türkçe için çok önemli çalışmalar yapan şair, Türkçe'yi bütün tatlılık ve anlatım gücüyle şiire geçirmedeki başarısıyla adını ölümsüzleştirmiştir.


Şiirde Biçim Neden Önemlidir?
Cahit Sıtkı Tarancı için şiir güzel biçimler kurma sanatıdır. Bu ifadeyi seçerken sanatın güzelliğin ifadesi olduğu düşüncesinden yola çıktığını söyleyebiliriz. Onun şiirinde söylem, sokak dilinden çok farklıdır. Ama bunu yaparken kullandığı kelimeler günlük konuşma dilinden seçilmiştir. Onun şiirini önemli kılan unsur bu kelimeleri bir araya getirirken yarattığı farklılık becerisidir.

Şairin kendi şiirinde biçimi oluştururken ilk yıllarda devamlı bir arayış içinde olduğu görülmektedir. Şiirde ses kavramına daha fazla ön plana çıkardığı bu yıllarda tekrarlara ve ses benzerliklerin önem verdiğini görmekteyiz.


Çölde bir yolcu gibi yalnızlığım içinde
Kavrulup gidiyorum
Pervasız serçe gibi hep ganimet peşinde
Savrulup gidiyorum


Henüz yirmili yaşlarda yazdığı Gidiyorum isimli şiirinde görüldüğü 7+7+7 gibi orijinal bir ölçüyü kullanmaktadır. Bu ölçü gibi şairin kendine has ölçüler geliştirmenin yanı sıra Türk şiirinin klasik ölçülerinden de faydalanmıştır. 14lü, 12li, 11li, 9lu ve 7li ölçüleri bazen ayrı ayrı, bazen birlikte kullandığını, bazen bu ölçüleri karışık kullandığını görmekteyiz. Ancak yaratmış olduğu akıcı ve etkileyici söyleme rağmen hece ölçüsünün özelliklerini içeren duraklara Cahit Sıtkı Tarancı şiirinde rastlamak pekte mümkün olmamaktadır. Örneğin 11lik hece ölçüsüne ait uygulamalar 6+5 veya 4+4+3 olarak kullanılırken Tarancı'nın bunu daha serbest uyguladığını görmekteyiz:


Şiir

Kızoğlan kız güzelliğinde şiir;
Hem sevgili hem dost hem anne yüzü.
Hala beni mest ettiği gecedir
Sanırım hem yeryüzü hem gökyüzü.

Mecnunum: şikayet etmem Leyla'dan;
Başıma ne dertler açtığı halde.
Ne mümkün vazgeçsin bu sevdadan?
Bir kere karar kıldık bu hayalde


Burada ilk bakışta Türk şiirinde klasik bir ölçü olan 11li hece ölçüsü kullanıldığı düşüncesine kapılmaktayız. Ancak ikinci kıtanın üçüncü dizesinde bu kuralın ihlal edildiğini görmekteyiz. Üstelik 11 hecenin kullanıldığı yerlerde bile sesler arsındaki durakların ortak bir hece örgüsü oluşturduğundan söz edemeyiz. Tabi bu tespiti Cahit Sıtkı'nın ölçüyü bilmemesi ya da eksik uygulamasına dair bir örnek teşkil etmesi amacıyla yapmış değiliz. Bu ve buna benzer şiirler, şairin bir gelenekten devraldığı mirası geleceğe taşırken, farklı biçimler aradığına dair güçlü bir örnek olması bakımından önemlidir. Ahengin ölçüden ziyade seste ve sözde aranmaya başlandığı yıllar için bu tutum radikal sayılmasa da yeni şiirin önemli çıkışlarından biri olma özelliği taşımaktadır.

Cahit Sıtkı Tarancı şiirinde en keskin çıkışların 1940lı yıllara denk düştüğünü görmek mümkündür. Bu tarihten itibaren tamamen ölçüyü terk etmeden serbest vezin çalışmalarını sürdürmüştür. Ancak içeriği konusunda çok keskin çıkışlar yaptığından söz edemeyeceğimiz Tarancı, bu geçiş sırasında bazı alışkanlıklarını da geleceğe taşımayı ihmal etmemiştir. Özellikle biçim kaygısını ön planda tutarak ahengi tekrarlarda veya asıl vurguyu ifade eden dizelerde ortak bir ölçü kullanarak şiirini oluşturmuştur:

Memleket İsterim

Memelket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.


Cahit Sıtkı'nın dili oldukça sadedir. İlk şiirlerinde yalnızlık, korku, kendisiyle hesaplaşma önemli yer tutar. Turgut Uyar, Cahit Sıtkı için: “ Baştan beri bir tek manevi değeri vardır ya da birkaç: ölüm korkusu, aşk ve doğruluk... Bunlara bir açılım kazandırmak umuduyla Orhan Veli hareketine katılır; aradığını bulamadığı için sonra vazgeçer. Bütün yeteneklerine, bütün sağlam sezgilerine karşın, bir yitik kuşağın, bir ‘araya gitmiş' kuşağın şairidir. ” der.

‘Ey her gün gölgesini omzumda duyduğum el,
-Gölgesi kendisinden bin kere beter ölüm-
Her gece karanlıkta karşıma çıkan heykel,
Herkes gibi bana da bir gün mukadder ölüm.

Kandırsın beni bırak renkler, bu kokular,
Ne olsa bu bahçede bir şarkılık günüm var;
Bilmem ne aksettirir yarın benden bu sular,
Ve sanmam geri gelsin bu giden günler ölüm.'


Bunun yanında Cahit Sıtkı'nın şiirlerinin ana kaynağını oluşturan yaşama sevinci birçok şiirinde ön plana çıkar. Düşten Güzel'e (1952) kadar, şiirlerinde işlenen en önemli tema ölüm ve ölümün ansızın gelişinden duyulan korkudur. Hayatın güzelliği karşısında ölüm her an başucumuzdadır. Bunu da “Giderken” adlı şiirinde: “Mektup alırsın her taraf gül gülistan! / Derken cenaze geçer, her taraf zindan!...” diye dile getirerek en sade bir biçimde belirtir.

Cavidan Hanımla evliliği onun hayata daha bir sıkı şekilde bağlanma hevesini arttırır. “İnsanoğlu” şiirinde: “/…Ölmek varsa günün birinde gayri, / Göz nuru, el emeği, alın teri / Yaşadığım iyi kötü günleri / Değişmem hiçbir cennet masalına… ” der.

1946 yılında CHP Şiir Yarışmasında, Otuz Beş Yaş şiiriyle birincilik kazanan Cahit Sıtkı Tarancı genellikle hece vezniyle; beşli, dörtlü, üçlü mısralarla şiirlerini yazar. Anlamdan çok ses onun şiirlerinde daha önemli yer tutar. Metafizik ağırlık, şiirlerinde çokça kendini gösterse de bu durum “Otuz Beş Yaş” kitabına doğru gidildikçe yerini, sade ve açık söyleyişe, konuşma dilini şiire sokma endişesine bırakır.



Cahit Sıtkı Aramızda
Bugün hangi değerleri ölçüt olarak kabul edersek edelim Cahit Sıtkı Tarancı, biçim kaygısını şiirlerinde yaşayan şairler için bir izlek olmayı sürdürmektedir. Çok farklı biçimler denemiş olması ve aslında onu tam anlamıyla tanımlayabilecek bir biçimin bulunmaması, şiirindeki bitmek bilmeyen arayışın bir simgesidir. Söyleyişindeki anlaşılır ifadelerde Orhan Veli etkisi, kelimelerin büyüsünü anlatıma yansıtma ustalığında Ahmet Haşim tadı, şiirin içsel dünyaya intibakında başardığı içsel bütünlükte Baudelaire görkemi taşıdığını düşünebilirsiniz. Pek haksız sayılmazsınız. Çünkü o şiirinin şifrelerini açıklamaktan zaten hiç çekinmemişti. Bu büyük bir keşif olmadığına göre geriye şiirin tadına varmanız kalıyor. Can yayınları tarafından çıkarılan Asım Bezirci derlemesi dışında herhangi bir şeye ihtiyacınız yoktur aslında. İster tadını çıkarırsınız. İsterseniz 35 yaşındakileri bir şiir yüzünden kıskanarak sürdürürsünüz hayatınızı. O yaşa geldiğinizde anlattıkları gelince aklınıza bunca yıl boşuna beklediğinizi düşünürdünüz. Çünkü arada geçen zamanı boşa geçirmişsinizdir ve bir gün yazılanların hiçte eğlenceli olmadığını fark edersiniz. Hayatınızın geri kalan kısmını bir otuzbeşyıl daha saymakla geçirirsiniz. Yolu erken bitirip Cahit Sıtkı'ya öfke duymakta var, malûm zamanı aşıp ona sinsice gülümsemekte. Ben sizin yerinizde olsam ilk yolu seçer kütüphaneme bir Cahit Sıtkı eklerdim. Bırakın o size gülümsesin...


Peki geriye kalan nedir?

OTUZ BEŞ YAŞ
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
‹nsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

N'eylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.


Geriye kalan Cahit Sıtkı Tarancı'nın bütün şiirlerinin yer aldığı “Otuz Beş Yaş” isimli kitaptır ki bu isimle Cahit Sıtkı'nın ayrıca bir şiir kitabı mevcuttur. Cahit Sıtkı'nın Otuz Beş Yaş'ı, Can Yayınlarından 1983 yılında ilk olarak neşredilen bütün şiirleri içerisinde bir bölümdür ve Millî Eğitim Bakanlığı'nın tavsiye ettiği şiirler, Cahit Sıtkı Tarancı'nın bütün şiirlerinin yer aldığı bu kitaptır. 245 sayfadan oluşan kitap, sekiz bölümden oluşur:

“Şiir Üstüne”, Cahit Sıtkı Tarancı ile yapılan konuşmalardan derlemeler, Ziya'ya Mektuplar kitabından alınan Ziya Osman Saba'ya şiir üzerine yazdığı Cahit Sıtkı Tarancı'nın bir mektubu ve Varlık Dergisi'nde 1956 yılında Cahit Sıtkı Tarancı'nın kaleme aldığı şiir üzerine düşüncelerinden oluşan bir yazıdan oluşur. Bu bölümde şairin şiir ile ilgili duruşunu, beslendiği kaynakları, hayat karşısında şiirin yerini belirten bir Cahit Sıtkı Tarancı portresi okuyucuyu karşılar ki şiirin üstüne titreyen gençler için ve Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiirini tanımak için okunması gerekli bir bölümdür.

Cahit Sıtkı Tarancı şiirlerinin yayım tarihlerine göre sıralama yapılan kitapta, “Şiir Üstüne” bölümünün ardından, ilk şiir kitabı “Ömrümde Sükût”tan önce yazdığı ve hiçbir kitabında neşretmediği şiirler “Öncekiler” adıyla bir bölüm oluşturur. “Ömrümde Sükût”tan sonra ikinci şiir kitabı “Düşten Güzel”den önce yazdığı ve hiçbir kitabında neşredilmeyen şiirler “Aradakiler” olarak bir başka bölüm oluşturulur. En önemli kitabı “Otuz Beş Yaş” tan sonra neşredilen “Düşten Güzel”in ardından, yine hiçbir kitabına girmeyen şiirler “Sonrakiler” bölümüyle okuyucuya sunulur. Ayrıca Cahit Sıtkı Tarancı'nın, ünlü Fransız şairlerden çevirdiği ve zamanın dergilerinde neşredilen bazı şiirler, “Çeviriler” adlı son bölümde yer alır.





Cahit Sıtkı Tarancı Hakkında

Turgut Uyar

"Baştan beri bir tek manevi değeri vardır Cahit Sıtkı'nın ya da birkaç: ölüm korkusu, aşk ve doğruluk... Bunlara bir açılım kazandırmak umuduyla Orhan Veli hareketine katılır; aradığını bulamadığı için sonra vazgeçer. Bütün yeteneklerine, bütün sağlam sezgilerine karşın, bir yitik kuşağın, bir 'araya gitmiş' kuşağın şairidir.'' (1968)



Şiir Kitapları


1933 Ömrümde Sükût

1946 Otuz Beş Yaş

1952 Düşten Güzel

1957 Sonrası

1983 Âsim Bezirci'nin derlediği Toplu Şiirleri Can Yayınevi'nce yayınlandı

1946 Otuz Beş Yaş adlı şiiriyle C.H.P. Şiir Yarışması birincilik ödülünü kazanmıştır.


Cahit Sıtkı Tarancı'nın bütün şiirlerinin bir araya getirildiği Otuz Beş Yaş adlı bu eserde düzenleniş açısından kimi hususlar dile getirilebilir. Bunlardan en kaydadeğer olduğunu düşündüğüm birini söyleyerek yazıyı noktalamak isterim: Bir şiir kitabının bu kadar ‘yığın' hâlinde okuyucuya sunulması ‘şiir' denilen güzelliğe yakışmaz. Zira, Can Yayınları tarafından yayımlanan bu kitapta -herhalde ekonomik endişelerle- bir sayfaya birkaç şiir birden sığdırılmaya çalışılmıştır. Elbette bu, sadece şiirin okuyucuya sunuluşuna ait bir problemdir. Cahit Sıtkı bu kusurun tamamen dışındadır.

Cahit Sıtkı'nın ana damarları ‘Otuz Beş Yaş' şiirinde beliren kendi şiirini söyleyebilme maharetini gösterdiği âşikârdır: Çünkü her şair, bilindiği üzere, bütün şiirlerini tek bir şiir için söyler.


Şiirlerinden Örnekler :

Gün Eksilmesin Penceremden

Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlıyan bulunur,
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur

Ve gönül Tanrısına der ki: -
Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!

(Otuz Beş Yaş)


Abbas

Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.


Can Yoldaşı

Can yoldaşın olmazsa olmasın
Yalnızım diye hayıflanmayasın,
Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi
Bir anne şefkatine musavi.
Üç adım ötede deniz
Dosttur, ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz.
Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara
Ağac yaprak verir, sır vermez rüzgara
Ve kış yaz,
Dalda kuş eksik olmaz
Dağ başında duman
Yalnızlık nedir göreceksin
olduğun zaman.

Hepimize Dair

Yalnız kendi başın mı dertli sanırsın,
Gölgesi yeryüzünde avare insan?
Taş da istemezdi yosun tuttuğunu;
Solmakta her çiçek kokusu uçunca.
Tasadır ağaca rüzgârda yaprağı;
Her kuş yanar az çok ölen yavrusuna;
Sivrisinek de halinden memnun değil;
Vızıltısı şikâyet makamındadır.


Sen de Her Şey Gibi

Sen de her şey gibi,yakınımda iken,
Sen de oluyorsun gözlerimde diken.
Git,git benden uzak,uzak bir yere git;
Ne olur,içimde her zaman bir ümit,
Her uzak şey gibi öyle yalnız hayal,
Yalnız rahiya,renk,şarkı halinde kal.


Şaşırdım Kaldım

Şaşırdım kaldım nasıl atsam adım;
Gün kasvet gece kasvet.
Bulutlar, sisler içinde bunaldım;
Gök mavisine hasret.

Olmuyor seni düşünmemek Tanrım,
Ummamak senden medet.
Suyun dibine vardı ayaklarım;
Suyun dibinde zulmet.

Kalmadı ümidin soluk ve cılız
Işığında bereket.
Ve ölüm, kapımda kişner, sabırsız
Bir at oldu nihayet.


Tutsam Ellerinden Ağlarsın

Tutsam ellerinden ağlarsın.
Benek benek büyür karanlığım.
Nokta nokta korkutur seni.
Tutsam ellerinden ; ağlarsın

Toprak kokar avuçlarım , kan kokar.
Ben hoyrat gecelerde boy atmış fidan,
Boz bulanık sularda yıkanmış , arınmışım.
Geceleri çok yakınım yıldızlara,
Işığa çıkınca bir karışım.

Tutsam ellerinden ağlarsın.
Doğduğum köyü bir bilsen.
Gece gecemden büyük,
Acısı acımdan derin.
Tutsam ellerinden , üşür ellerin!


Yalnızlık

Geniş, siyah gölgesi hayatımı kaplayan,
Tepemde kanat germiş bir kartaldır yalnızlık.
Kalp çarpıntılarıyla günleri hesaplayan
Bir benim, benim olan bir masaldır yalnızlık.

Gördüm yapraklarımın bir bir döküldüğünü,
Baharda yaşamanın bilmedim nedir tadı.
Gemi yüzü görmeyen bir limanın hüznünü
Kimsesiz gönlüm kadar hiçbir gönül duymadı.

Bir ayna parçasından başka beni kim anlar,
Bir mum gibi erirken bu bitmeyen düğünde?
Bir kardeş tesellisi verir bana aynalar;
Aynalar da olmasa işim ne yeryüzünde?


Bir Umut

Yorgunsun,uzaklardan gelmişsin;
Yitirmişsin neyin varsa birer birer.
Bir sağlık,bir sevinç,bir umut...
Onlar da neredeyse gitti gider.

Dost bildiğin insanların yüzleri
Aynalar gibi kapkara.
Suyu mu çekilmiş bulutların?
Dönmüşsün kuruyan ırmaklara.

Taşlara düşen saat gibi,
Ne artı, ne eksi.
Bir sağlık,bir sevinç,bir umut
Hikaye hepsi.


Desem ki

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.




Gün Eksilmesin Penceremden


Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki:
- Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!


Çöküyorum

Saltanat sürmektedir içimde bir hükümdar,
Hırsının pençesinde,şehvetinin esiri;
Etrafını almıştır dalkavuk ve riyakar;
Korkulu bir sarayım doğduğum günden beri.

Ne gizli cinayetler,neler neler oluyor,
Denize her gün körpe cesetler döküyorum.
Ne baharlar soluyor,ne baharlar soluyor,
Azamet ve ihtişam içinde çöküyorum!


Yağmur Yağadursun

Dışarda yağmur yağadursun
Ve içerdeyse bütün eşyan
Esneyip senin gibi her an
Pencerelerden bakadursun

Dışarda yağmur yağadursun
Ve yağmur gibi sonsuz olan
Gözyaşların ve sayıklaman
Camlarda halka halka dursun

Dışarda yağmur yağadursun
Ve zaman, yavrum, zaman
Da yağmur gibi oluklardan
Ve ellerinden akadursun


Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar

Öyle dalmışım ki bu akşamüstü,
Komşu arsadır gözümde gökyüzü.

Ben dünyadan bihaber bir çocuğum,
Kayıp zıpzıplarımı arıyorum.

Koşun çocuklar, koşun komşu kızlar,
Avuçlarıma sığmıyor yıldızlar.



İnsan Hıçkırıkları

Geceyle bir durgunluk oldu suda
Balıklar yosunlar gibi uykuda

Dallarda rüzgar hışırtısı dindi
Bütün kuşlar yuvalarında şimdi

Korkusuyla başbaşa kaldı çiçek
Artık emniyette hem fil hem böcek

Yarab ! semada yıldız yerde kabir
Herşey bahtınca huzur içindedir

Ürperten bu sakin karıncaları
Baştan başa insan hıçkırıkları
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
KrizanteM
H ü z ü n b a z
Admin


Kayıt: 16.11.2005
Üye No: 36,755
Offline




Tarih: 04 Nisan 2006, 01:36 Tek mesaj gösterimi2

Kandırsın beni bırak renkler, bu kokular,
Ne olsa bu bahçede bir şarkılık günüm var;



işte bi üstat daha..
yaza yaza bitirememişler Pan,
bitecek gibi değilde,
hayalmi desem,
dilekmi desem
ne desemmmm.. Üzgünüm


o güsel ellerine sağlık canım..
Öpücük




_________________



Bazen ben kelimeleri değiştiriyorum yazı oluyor, bazen kelimeler beni değiştiriyor, yazık oluyor..


 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
NeverLand
umutkan
Emektar


Kayıt: 16.10.2005
Üye No: 32,658
Şehir: Deli Çoban
Offline




Tarih: 04 Nisan 2006, 10:56 Tek mesaj gösterimi3

Hımm , demek fransız edebiyatından etkilenmiş ..

Hem sade hem derin bir yanı var ..
Eline sağlık .. İrdeleyesi bir tanıtım oldu... Çok Mutlu




_________________







 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Führer!
Zorba


Kayıt: 05.06.2005
Üye No: 13,088
Şehir: Istanbul
Offline




Tarih: 04 Nisan 2006, 20:29 Tek mesaj gösterimi4

"Çünkü her şair, bilindiği üzere, bütün şiirlerini tek bir şiir için söyler."

Başyapıt gibi sunum Panoramas. Şiir hakkında birşeylerin daha farkına vardım. Çok teşekkür ederim.




_________________
Kelebek

 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
payitaht
Emektar
Emektar


Kayıt: 04.10.2005
Üye No: 30,839
Şehir: Dest-Gîr
Gizli




Tarih: 03 May 2006, 23:02 Tek mesaj gösterimi5

fevkalâde bir sunum ve şahsiyetli bir kişilik..

teşekkürler sevgili panoramas.. Exclamation


Gece Şarkısı




Âlemde gündüz gönlüme işkencedir;
Bence bayram ufukta gün bitincedir.

Günün geçit vermez karlı dağlarını
Sanki sihirbaz bir el eritincedir.





_________________
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Pocahontas
Fahri İnsan


Kayıt: 06.02.2006
Üye No: 48,036
Şehir: Markasi
Gizli




Tarih: 04 May 2006, 15:22 Tek mesaj gösterimi6

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız......


ellerine sağlık tam arşivlik bi çalışma olmuş Okeyy




_________________
Anlamaz olgun adamdan ham adam
Söz hem az , hem öz gerek vesselam
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
pastra



Kayıt: 13.11.2005
Üye No: 36,097
Şehir: ist
Offline




Tarih: 31 Mart 2007, 02:02 Tek mesaj gösterimi7

PanoramaS emeğine sağlık canımcım
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
NeverLand
umutkan
Emektar


Kayıt: 16.10.2005
Üye No: 32,658
Şehir: Deli Çoban
Offline




Tarih: 03 Ekim 2007, 11:39 Tek mesaj gösterimi8

Kandırsın beni bırak renkler, bu kokular,
Ne olsa bu bahçede bir şarkılık günüm var;
Bilmem ne aksettirir yarın benden bu sular,
Ve sanmam geri gelsin bu giden günler ölüm.'


teşekkürler.. saygıyla anıyorum.




_________________







 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [Bu başlıkta 8 mesaj bulunuyor] « Önceki başlıkSonraki başlık »


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti dosyaları gönderemezsiniz
Bu forumdaki dosyaları indiremezsiniz
TurkBoard çerezlerini temizle