Kelebeğin Günlüğü yorumluyor

Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder « Önceki başlıkSonraki başlık »
Sayfa::  3
 Yazar  Mesaj
Kelebeğin Günlüğü
Müstakbel ölü...
TurkBoard Fan


Kayıt: 13.06.2005
Üye No: 14,299
Şehir: İstanbul, hatta Üsküdar...
Offline




Tarih: 04 Ekim 2010, 23:34 Tek mesaj gösterimi21

Kan shang qu hen mei
(Little Red Flowers / Küçük Kırmızı Çiçekler)




Çin'de, kültür devriminin sürdüğü yıllardayız. Annesi şehir dışında çalışan, babası da pilot olduğu için çoğu kez seyahatte bulunan dört yaşındaki Qiang, bakımıyla ilgilenen büyükannesinin de köyüne dönmesi üzerine mecbûren yatılı çocuk yuvasına verilir. Tek tip kıyafetler gibi tek tip (ideal) davranışların uygun görüldüğü bu devlet yuvasına aykırı, zıpır, afacan, bir o kadar da sevimli Qiang nasıl ve ne kadar uyum sağlayabilecektir?

- Tanıtma Filmi -




Babası tarafından âdeta sürüklenerek ve ağlaya ağlaya yuvaya getirilen Qiang, bundan böyle bir müdîre, iki öğretmen, iki yardımcı ve çoğu kendisiyle yaşıt, onlarca çocukla aynı mekânı paylaşacaktır. Bütün çocukların aynı anda tuvalete gittiği, yemek yediği, ellerini yıkadığı, aynı anda oyun oynadığı, uyuduğu; kısacası tüm eylemlerin birlikte ve aynı anda yapıldığı, tüm çocuklardan aynı terbiyeye sahip olmalarının beklendiği bu yer Qiang için pek de uygun görünmemektedir.

Henüz ilk dakîkaların şokunu atlatamadan öğretmeni "yaşlı kurt" Bayan Li, bir çocuğu tek hamlede ikiye bölecek kadar büyük (!) bir makası eline alıp saç örgüsü ve uzun saçları yüzünden Qiang'ın peşine takılır. Eğer uslu durursa Qiang'a kâğıttan yapılmış kırmızı bir çiçek vereceğini söyler, ama zekî veledimizi böyle saçma şeylerle kandırması mümkün değildir.

Yorucu, stresli ve korkulu geçen ilk günün ardından Qiang da tüm arkadaşlarıyla uykuya dalar ve ertesi güne yatağında küçük bir hediyeyle merhaba der: Yatağını ıslatmıştır. Ödül-cezâ sisteminin uygulandığı bu yuvada maalesef yatağını ıslatmak, bir küçük kırmızı çiçekten -daha- mahrum kalmak demektir.


Filmden ilginç bir enstantane.
Her sabah yataktan kalkıp üzerlerini giyindikten sonra toplu hâlde tuvalet ihtiyâcını görmek için dizilen çocuklar.


Çocuklar yatağını ıslatmama, kendi başına giyinme, tuvaletini düzenli olarak yapma, yemekten önce ellerini yıkama ve uyku vaktinde konuşmama olmak üzere 5 kategoride değerlendirilip her gün yerine getirdiklerine karşılık sınıftaki panoda adlarının yanına bir kırmızı çiçek yapıştırılmaktadır. Hafta boyunca en çok çiçeği toplayan sınıf başkanı olmaya hak kazanmaktadır. Başlangıçta bu konuda umarsız tavır takınan Qiang için artık kırmızı çiçek kazanmak âdeta hayâtının amacı hâline gelmiştir.

Kendi kendine giyinemeyen, yatağını ıslatma sorunu bulunan, herkesle birlikte tuvaletini yapamayan, yemekten önce ellerini yıkamak istemeyen ve uyku vaktinde genellikle zıpırlık peşinde olan Qiang için hiç şüphesiz çiçekleri toplamak çok zor olacaktır. Diğer taraftan sorunları bunlarla da kalmamaktadır. Erkekler yerine, ilgi duyduğu Nanyan ile oynamak isteyen, ama yaramazlıkları yüzünden kendinden uzaklaştıran Qiang, hayal gücünü tüm sınıfla paylaştığında başına geleceklerle de giderek yalnızlaşacaktır. Yalnızlaştıkça hırçınlaşacak, hırçınlaştıkça da yaptıklarının ve varlığının kabul edilemez olduğunu düşünecektir.


Kahramânımız, sebeb-i kahkahamız Qiang.


Filmin yönetmeni Yuan Zhang, çektiği ilk filmleri vaktiyle ülkesinde yasaklanmış olan 6. nesil bir yönetmen. Başlangıçta genellikle "ideal komünist tip"in dışına çıkıp toplum içindeki aykırı uçlara eğilen, hatta varlıkları devletçe reddedilen eşcinselleri konu edinen ve bu sebepten yeraltı sinemacılığına zorlanan Zhang, bu filmde Çin'in önde gelen romancılarından Wang Shuo'nun aynı isimli eserini beyazperdeye yansıtmayı tercih etmiş.

Yönetmenin, film hakkındaki düşüncelerini dile getirirken "Çocuklar her yerde aynıdır ve yetişkin(lerin) dünyâsının bir yansımasıdır." şeklindeki sözlerine denk gelmiştim. Filmin sonunda Qiang'ın karşılaştığı manzarada (Bir tür toren kortejinin geçişi.) sanırım buna atıf bulunmakta.

Dört yaşındaki bir çocuğun başrolde olduğu, bunun yanı sıra onlarca çocuğun da ona eşlik ettiği bir filmi yönetmek şüphesiz çok zordur. Bu noktada Zhang'ın en büyük şansı Qiang'ı canlandıran Dong Bowen'in oyunculuktaki başarısı ve sevimliliğidir. Mimikleri ve yaramazlıklarıyla âdeta büyülüyor. Kezâ öne çıkan diğer çocuk oyuncular da gayet başarılı.

Açıkçası uzun zamandır beni bu kadar güldüren, güldürmekten ziyâde eğlendiren bir film olmamıştı. Pekâlâ birçok komedi filminde esprilere, sakarlıklara gül(üms)üyor, ama yine çoğunda neşelenmiyordum. Oysa bu filmi hatırladıkça, hele ki Qiang aklıma geldikçe kahkahayı patlatıyorum. Şimdiye kadar gördüğüm en komik ayaklanma da bu filmdeydi. (Ben bunu "Çıplak Popo Harekâtı" olarak adlandırıyorum. Gülücük )

Keyifli, eğlenceli, kahkahalı zaman geçirmek istiyorsanız mutlaka seyretmelisiniz. Daha önce görülmüş olması dahi bu etkiyi azaltmayacaktır.

 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
ClavicuLa NoX
Bye people!
TurkBoard Fan


Kayıt: 15.08.2007
Üye No: 87,619
Offline


Uyarı : 1

Tarih: 05 Ekim 2010, 00:06 Tek mesaj gösterimi22

KG, aşk meşk derken kendimi bir anda sanal alemin dışında bulmuştum ama geri döndüm. Bu hafta bol bol film yüklerim. Nasıl olsa mp4'ten geçilmiyor. (: Burayı da favorilerimde takip ediyorum, eline sağlık. Aşk acısı geçince daha çok takılırım mekanına. Şimdiiii, nerede diyorum kafein?




_________________
9 Temmuz 2005:
X: Beyond The Black Diamond Gates arıyorum.
Y: Turkboard diye bir site var, orada bulursun.
X: Hemen üye olayım.
11 Temmuz 2011:
Not-Not: 
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Kelebeğin Günlüğü
Müstakbel ölü...
TurkBoard Fan


Kayıt: 13.06.2005
Üye No: 14,299
Şehir: İstanbul, hatta Üsküdar...
Offline




Tarih: 21 Mart 2011, 04:49 Tek mesaj gösterimi23



Unut Vietnam, umut...

Savaş, sömürü, sefâlet, çâresizlik... Ama her şeye rağmen aşk, her dem umut. İşte Dan (Zen) ve Gu'nun hikâyesinin özeti ve yaşam formülü.

Yönetmen Luu Huynh, perdeyi 20. yüzyılın ikinci yarısında açıyor. Hâlen bir kısmının Fransız güçlerinin kontrolünde olduğu Vietnam'dayız. Kukla yöneticiler, halka eziyet edip Fransa'ya şirin görünmeye çalışırken, kuzeyde milliyetçiler ile komünistleri bir araya getiren Viet Minh etkisini çoktan göstermeye başlamıştır. Her baskı rejiminde olduğu gibi, birçok mâsum sivil, muhâlif güçlerle işbirliği ettiği gerekçesiyle suçlanıp cezâlandırılmaktadır. Fakat bu, onları yıldırmak yerine, sömürgecilere karşı mücâdele etmek için onlara -daha çok- haklı sebep sunmaktadır. Çatışmaların ortasında kalan Dan ve Gu için bu kaos, fırsata dönüşebilir mi?

Ağır bir savaş draması ile karşı karşıyayız. Yalnız bu, genellikle çatışma sahnelerinin yaşandığı, her dem savaşın yıpratıcı ve yok edici etkilerinin kadraja sokulduğu filmleri aklınıza getirmesin. Her ne kadar yukarıda Vietnam'ın târihindeki iç çatışmalara değinmiş olsam da filmin geneli bu sıcak görüntülerden uzak. Daha ziyâde cephenin gerisinden ve toplumun en tabakasına mensup bir çift üzerinden vermeye çalışıyor mesajlarını. Belki bu sebepten "savaş draması" yerine "bir âile draması" da denilebilir.

Kambur Gu, Ha Dong'da yerel yöneticinin uşağı konumundadır. Gönlünü kaptırdığı güzel Dan ise yakınlardaki varlıklı bir âilenin hizmetçisidir. Sürekli sâhiplerinin aşağılama ve dayağına mâruz kalan bu iki kimsesiz için tek teselli birbirlerine duydukları sevgidir. Hislerini pekiştirmek ve aralarındaki bağı kuvvetlendirmek için dînî inançlarına uygun bir evlilik yapmalarının önünde ise koca bir engel vardır: Sâhiplerinin izni olmadan neredeyse nefes dahi alamıyorlardır. Üstelik hiç kimsesi ve herhangi bir maddî varlığı olmayan Gu'nun, müstakbel eşine ne bir gelinlik, ne de yüzük/hediye alacak imkânı vardır. Neyse ki hayâtının başlangıcında başına gelen tâlihsizlik şimdi onun için bir teselli ve kurtarıcı olacaktır.

Kambur Gu, henüz bebekken beyaz bir ipek elbiseyle kundaklanıp bir ağacın altına bırakılmıştır. Yirmi yıl boyunca, geçmişiyle tek bağlantısı olan, bu beyaz ipek elbiseyi saklamıştır. Çok iyi muhâfaza ettiği bu güzel ve değerli elbiseyi şimdi bir hediye, bir gelinlik nev'inden sevgilisine verir. Yine de evlilik akdinin gerçekleşmesi için sâdece ruh ve beden birlikteliği ve söz değil, dînî ritüellerin yerine getirilme zorunluluğu vardır. Bu esnâda Dan, Gu'ya bir tohum verip onu ekmesini ister ve meyve verdiğinde -resmen- evleneceklerine dâir söz (aslında umut) verir, fakat kader ağlarını onların isteği doğrultusunda örmemektedir.

Sâdece bir gün sonra kuzeyde Viet Minh ayaklanmaları patlak verir. Olaylar Kambur Gu'nun uşağı olduğu vâlinin evine de sıçrar. Vâli ve ona bağlı herkes isyandan payını almaktadır. Neyse ki Gu, bir gün önce fakir bir âile için ambardan yürüttüğü pirinç sebebiyle avluda kırbaç cezâsına çarptırılmış, böylece Viet Minh yanlılarınca vâli karşıtı olduğu düşüncesiyle serbest bırakılmıştır. Gerçek ortaya çıkmadan evvel Gu, Dan'i de alıp güneye kaçmayı ve orada birlikte yepyeni bir hayat kurmayı istemektedir. Artık onlar için hür, ama zor günler kapıda beklemektedir.

Yeri gelmişken filmin adına, yani beyaz ipek elbisenin hikâyesine değinmem gerekir. "Ao dai" (Bkz. Vikipedi) denilen bu beyaz ipek elbise, Vietnamlı kadınların geleneksel kıyâfetidir. Filmde onu dört farklı şekilde görmekteyiz.

1- Kambur Gu'nun kundağı.
2- Dan'in gelinliği.
3- An ve Corn'un önlüğü/forması.
4- Ateşkesi temsil eden beyaz bayrak.

(Herhâlde Müslüman bir topluluk söz konusu olsaydı nihâyetinde onu kefen olarak da görürdük.)

Alıntı:
Annem, beyaz ipek bir elbisenin Vietnam kadınının simgesi olduğunu söylerdi. Tüm o acılara rağmen cömertliğini koruyan Vietnam kadınının. Zorlu çalışma şartlarına, katliamlar ve sayısız savaşa rağmen beyaz ipek Vietnam elbisesi güzelliğini koruyor. Bir Vietnam kadınının güzelliği teninin beyazlığıyla, pembe dudakları ya da al yanaklarıyla ölçülemez. Sadece beyaz ipek elbisesinin asil kıvrımlarıyla ölçülebilir. Sâdece beyaz ipek elbisesinin asil kıvrımlarıyla...


Önce Viet Minh, ardından da Viet Kong'dan kaçış. İç savaş, dışarıdan müdâhale... Kore Savaşı'ndan sonra âdeta küresel güçlerin/güç odaklarının yeni oyun tahtası hâline gelen Vietnam'da dört çocuklu bir âilenin dramına odaklanan yönetmenin, herhangi bir tarafı haklı ya da haksız göstermeye çalışmaksızın kamera arkasına geçtiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Zâten filmde hemen hiçbir yerde ve şekilde siyâsî atıflar, imgeler yer almıyor, denilebilir. Netîcede arka planda bu bütün Vietnamlıların öyküsü; iyisiyle-kötüsüyle, güneylisiyle-kuzeylisiyle. Çeyrek asrı aşan bir süre zarfında kan ve gözyaşı ile yıkanan toprakların insanlarının hikâyesi.

Geçimini nehirden topladığı midyelerle sağlamaya çalışan bu fakir âilenin dramı ise o karanlık devirde daha bir koyu, daha bir kara; kapkara, siyahtan daha siyah; şekilde belirginleşip bizi cephe savaşlarından ziyâde, hayat kavgasının içine çekiyor. Muson sebebiyle her yıl sel suları altında kalan evleri ve bu süre zarfında tek gelir kaynakları olan midye toplama işini gerçekleştirememeleri, çocuklarına önlük alabilmek için kendi bebeği yerine yaşlı bir adamı emziren annesi, vâdettiklerini gerçekleştiremeyip kendi yetersizliğiyle birlikte bahtsızlığıyla da boğuşan babası, tüm hayalleri diğer arkadaşları gibi beyaz önlük/forma giymekten ve daha fazla pilav yemekten ibâret olan çocukları ile seyredenin vicdan müessesesini son âna kadar meşgul eden bir senaryonun başrolünde onlar. Bombalara, göçlere değinmiyorum bile.

Filmde Kambur Gu, üçüncü çocuklarına isim vermek için Dan ile konuşurken âdeta fakirliğin bir -başka- târifini yapıyor. Ayrıca bu sahneyle yönetmen (aynı anda senarist) "Tek bir ölüm trajedi, bir milyon ölüm ise istatiksel veridir." sözünü çağrıştırıyor ister istemez. Hele ki yoksul iseler... Bugün, 20. yüzyılın son çeyreğine girerken sona eren o savaşta ölenleri "Birkaç milyon sivil..." şeklinde anmamız gibi.

Alıntı:
- Kızımız neredeyse 1 aylık oldu, ama ona hâlâ bir isim vermedik.
- Ona "Sel" ismini verelim. (Muson dönemidir ve evleri su altındadır.) Yoksul olduğumuza göre ona çirkin bir isim vereceğiz. O da ileride yoksulluk çekmeyecek. Atalarımız, bize böyle öğretti.

(Bu arada, son çocuklarının adını da "Rich" koyuyorlar.)


Çok uzattığımın farkındayım, ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim. İki kardeşin (An ve Corn) okul formalarını dönüşümlü giymeleri akla "Beijing Bicycle"da nöbetleşe kullanılan bisikleti getiriyor ve doğrusu benim gibi duygusal bünyelerde filmin dramatik etkisini bir kat daha arttırıyor. Füüü üüü üü

Sadede gelirsek... Hollywood'un öz eleştiri yaptığı filmlerde dahi âdeta "Bakın, nasıl da öldürdük!" şeklinde gözümüze soktuğu o kanlı sahnelere mukabil Luu Huynh karşı pencereden "Bakın, nasıl da öldü(rüldü)k!" diye bağırıp misilleme yapmak yerine "Bakın, neler yaşadık, nasıl mücâdele verdik." demeyi tercih ediyor. Bunu da toplumsal trajedinin arka planında bir âile dramasına yoğunlaşarak yapmaya çalışıyor. Hayâtın keşmekeşine, zorluklarına rağmen sevgiyle birbirine sıkıca sarılan, değerlerini muhâfaza etmeye çalışan bu insanları Vietnam'ın mümessili hâline getiriyor. Belki suya sabuna pek dokunmayan bir yöntemle, ama bana göre ise nahif bir şekilde ve sâkince anlatıyor.

 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
ClavicuLa NoX
Bye people!
TurkBoard Fan


Kayıt: 15.08.2007
Üye No: 87,619
Offline


Uyarı : 1

Tarih: 21 Mart 2011, 23:16 Tek mesaj gösterimi24

Yahu KG, bana bir haller oluyor. Orta yaş krizi midir bilmem ama film indirmeyi bıraktım. Biglisayarda daha az zaman geçiriyorum. Araba ile geziyorum genelde. Elimde yedeklenecek yüzlerce film var, disk çökse onca zamana yazık. 'Monoton' hayatımdan kurtulayım derken, bu sefer de arabaya çalışır oldum. Ha araba, ha bilgisayar. Ne farkı var? Çok Mutlu




_________________
9 Temmuz 2005:
X: Beyond The Black Diamond Gates arıyorum.
Y: Turkboard diye bir site var, orada bulursun.
X: Hemen üye olayım.
11 Temmuz 2011:
Not-Not: 
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Mobin
GıRaL (.
TurkBoard Fan


Kayıt: 04.06.2010
Üye No: 185,436
Şehir: 61
Offline




Tarih: 21 Mart 2011, 23:22 Tek mesaj gösterimi25

iran sinemasiyla ilgili yorumlar bekliyorum Füüü üüü üü Füüü üüü üü
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
ClavicuLa NoX
Bye people!
TurkBoard Fan


Kayıt: 15.08.2007
Üye No: 87,619
Offline


Uyarı : 1

Tarih: 21 Mart 2011, 23:46 Tek mesaj gösterimi26

Çok İran filmi seyrettim. Arşive bakıp bakıp ben de yorumlarım. Elinde nette kolay bulunmayan filmler varsa seni de bekelirz, paylaşman için. Gülücük




_________________
9 Temmuz 2005:
X: Beyond The Black Diamond Gates arıyorum.
Y: Turkboard diye bir site var, orada bulursun.
X: Hemen üye olayım.
11 Temmuz 2011:
Not-Not: 
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Kelebeğin Günlüğü
Müstakbel ölü...
TurkBoard Fan


Kayıt: 13.06.2005
Üye No: 14,299
Şehir: İstanbul, hatta Üsküdar...
Offline




Tarih: 22 Mart 2011, 00:20 Tek mesaj gösterimi27

« ClavicuLa NoX » demiş ki:
Yahu KG, bana bir haller oluyor. Orta yaş krizi midir bilmem ama film indirmeyi bıraktım. Biglisayarda daha az zaman geçiriyorum. Araba ile geziyorum genelde. Elimde yedeklenecek yüzlerce film var, disk çökse onca zamana yazık. 'Monoton' hayatımdan kurtulayım derken, bu sefer de arabaya çalışır oldum. Ha araba, ha bilgisayar. Ne farkı var? Çok Mutlu


Allah (c.c)'a şükür arabam yok da hâlâ bilgisayarımla vakit geçirebiliyor, filmlerle ömür tüketebiliyorum. Bir dakîka ya, arabam da olsa farklı olmazdı ki. He, belki bakkala telefonla sipariş vermek yerine arada bir lütfedip arabamla 25 metrelik mesâfeyi katetmeyi göze alabilirdim. (Bkz. Tembel/lik) Ama bennn

« MobinGıral » demiş ki:
iran sinemasiyla ilgili yorumlar bekliyorum Füüü üüü üü Füüü üüü üü


Ben de bekliyorum, ama nerede? yakaladım

Maalesef İran sinemasına yabancıyım. Toplasan bir elin parmakları sayısınca (Ulan niye "5" demek yerine bu kadar uzatırız ki? Milletçe deliyiz ayol.) seyretmişimdir, belki 1-2 daha fazla. Gönül ister ki komşuya daha yakın olayım/olalım, ama ilgi, heves meselesi bir yerde de. Üstelik bunu, bir dönem Farsça kursuna kaydolmuş (Sâdece kayıttan ibâretti, diyebilirim. Yalnızca 2 hafta katıldım derslere.), şu an başını kaldırdığında kitaplığında Firdevsî'nin "Şehnâme"sini, Hâfız'ın dîvânını, solunda da Şirâzî'nin "Bostan"ıyla ile "Gülistan"ını gören biri olarak yazıyorum. Utandı
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Mobin
GıRaL (.
TurkBoard Fan


Kayıt: 04.06.2010
Üye No: 185,436
Şehir: 61
Offline




Tarih: 22 Mart 2011, 00:25 Tek mesaj gösterimi28

Şok Şok
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
ClavicuLa NoX
Bye people!
TurkBoard Fan


Kayıt: 15.08.2007
Üye No: 87,619
Offline


Uyarı : 1

Tarih: 23 Mart 2011, 02:47 Tek mesaj gösterimi29

Haftasonu birkaç yorum yaparım. Yaklaşık 11 İran filmi seyretmişim. Ama ilham meleğim, yalnızca haftasonu uğruyor. Hehehehe




_________________
9 Temmuz 2005:
X: Beyond The Black Diamond Gates arıyorum.
Y: Turkboard diye bir site var, orada bulursun.
X: Hemen üye olayım.
11 Temmuz 2011:
Not-Not: 
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Mobin
GıRaL (.
TurkBoard Fan


Kayıt: 04.06.2010
Üye No: 185,436
Şehir: 61
Offline




Tarih: 26 Mart 2011, 14:45 Tek mesaj gösterimi30

kim ki duk`ı taniyorsunuzdur herhalde
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder 3. sayfa (Toplam 4 sayfa) [Bu başlıkta 34 mesaj bulunuyor]
Sayfa::  3
« Önceki başlıkSonraki başlık »


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti dosyaları gönderemezsiniz
Bu forumdaki dosyaları indiremezsiniz
TurkBoard çerezlerini temizle