Sizce zıt kutuplarda doğan şey Aşk mı ?
Bölüm Yetkilileri: Bölüm Sorumluları, exUBert, JiLda, merlin84
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 3 sayfa) [Bu başlıkta 29 mesaj bulunuyor] « Önceki başlıkSonraki başlık »

Sayfa::  1

Sizce zıt kutuplarda doğan şey Aşk mı ?
Asıl Aşk işte odur!
16%
 16%  (10 oy)
Zıt kutuplar anlaşamaz..
8%
 8%  (5 oy)
Tartışmaktan Aşka zaman kalmaz :)
16%
 16%  (10 oy)
Sonu hep güzel biten ve evliliğe giden Aşk odur.
6%
 6%  (4 oy)
Zıt kutuplar birbirini çeker ,Çekim gücüne bağlı
31%
 31%  (19 oy)
Ben anlamam ..
16%
 16%  (10 oy)
Diğer..
3%
 3%  (2 oy)
Toplam Oylar : 60
Bu Ankete Katılanlar: NeverLand, ahçik, eshquia, HaSNa, sevinc84, basak_k, hediye206, gaietyn, dante_feat, ''vazgeçtim'', Amras Ancalime, serkanselanik, Cimcimee, coquettish_girl, fatihktl, berrak_rabia, asminyez, buket601, masey, AragorNoNe, türkü, Kelebeğin Günlüğü, p0ison, aynakolik.1990, SIPATULA, yaren_, Be5sH, _ZuZuCaN_, aybik_toprak, pallas, PyRoxx, seyma_y, özlemurat, by_komando, harby kız, iclal ipek, elfin, Princesse, sevdalim.58, zelişşş, safir_ist, /Makinist/, PhiLLamon, aLuzAiv', esbah, .VictoriA., xxxSETENAYxxx, fluxiblea, mavikızıl, £SM£R__M£L£K, D.e.V.i.L.i.S.H, m@vineşe, dellyMC, apocalipSetuta, _Azad_, mystery6666, kalph, özlmmsi, _duygum_, e-tikvesli

 Yazar  Mesaj
NeverLand
furtuna
Editör


Kayıt: 16.10.2005
Üye No: 32,658
Şehir: Deli Çoban
Offline




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Per Arl 14, 2006 11:25 am Mesaj: #1

Aşkta zıt kutupların çekimi

İki zıt kutup: Erkek ve kadın! Ne birlikte yapabilir ne de ayrı... Aşkınızı ölümsüz kılmak istiyorsanız, tavsiyelerimize kulak verin!

Kadın ve erkek, birbirlerine duydukları sevgi ve saygıyı besleyerek aralarındaki farklılıkları canlı tuttukları sürece aşk sürer. İki cins birbirlerine fazla benzemeye başladığında çekiciliklerini ve bağlantılarını yitirirler. Kişinin kendisine tıpatıp benzeyen biriyle birlikte olması son derece sıkıcıdır.

İç dünyalardaki iletişim

Aşkın sürmesi için farklar korunmalı ama iç dünyalar arasındaki iletişim hiçbir zaman yıkılmamalıdır. Bir ilişkinin başlangıcında duyulan tutkulu duygular, kendi içimizdeki bazı özellik ve duyguları karşımızdaki kişide de bulabildiğimize işaret eder. Ancak bu özelliklerimiz çoğu zaman bilinçaltına ittiğimiz özelliklerdir.

Sıcak, alıcı, kırılgan, duyarlı, fedakar, şefkatli kadınlara aşık olan erkekler çoğu zaman saldırgan, soğuk, mantıklı, başarılı, sert ve kararlı yapıya sahiptirler. Benliklerinin bu erkeksi yanını karşılarındaki kadının dişi nitelikleriyle dengelemek arzusundadırlar. Aşk birçok ikilemi barındırır içinde.

Benzeme potansiyeli

Karşı cinse farklılıkları nedeniyle yaklaşırız. İçimizde taşıdığımız onlara benzeme potansiyeli nedeniyle onlarla anlaşabilir, iletişim kurabiliriz. Arada bazı farklılıklar olmadan buluşmak olanaksızken aradaki benzerliklerin olmaması durumunda da bütünleşmek mümkün değildir. Kadın ve erkek birbirlerini çekici buldukları zaman aralarında da bir gerginlik başlamış olur. İki bağımsız varlık, bütünleşmeye çalışmaktadır. Birlikte zaman geçirerek, iletişim kurarak, paylaşarak, dokunarak bu gerginliğin yerini mutluluk ve özgürlük alır.

Dertleri paylaşın

Kadınla erkeğin arasındaki en önemli çekişme ve üzüntü konusu iletişimdir. Her iki cinsin konuşma ve dinleme nedenleri farklıdır. Erkekler, sorunlarını çözmek amacıyla bilgi toplamak için dinlerler. Kadınlar ise paylaşmak ya da karşısındaki kişiyle ilişki kurmak için dinlerler.






_________________
içine pekmez akıttım ..kar karıyorum..
sen oradaydın ve bir gün benimle tanışacağını bilmiyordun ..
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
èvanèscè
thêatre ºƒ trag£d¥
Editör


Kayıt: 20.06.2005
Üye No: 15,305
Şehir: in your dreams
Offline




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Per Arl 14, 2006 11:41 am Mesaj: #2

"Sevgi anlasmak degildir nedensizde sevilir.." Müzik dinliyorum




_________________




 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
NeverLand
furtuna
Editör


Kayıt: 16.10.2005
Üye No: 32,658
Şehir: Deli Çoban
Offline




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Per Arl 14, 2006 2:05 pm Mesaj: #3

Çok Mutlu nedensiz mi , mantıklı mı yaa Melek ama..




_________________
içine pekmez akıttım ..kar karıyorum..
sen oradaydın ve bir gün benimle tanışacağını bilmiyordun ..
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
GülPembe
Pır Pır Kelebek
Emektar


Kayıt: 07.03.2005
Üye No: 3
Gizli




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Per Arl 14, 2006 5:47 pm Mesaj: #4

A$k'ta mantik aranmaz yaw Melek ama..




_________________
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
ahçik



Kayıt: 05.11.2006
Üye No: 70,081
Offline


Yasaklandım

Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Cmt Arl 16, 2006 2:58 am Mesaj: #5

... Faradayın kendi keşfi hakkında söylediği şudur;
" Maddenin atomlari , en çarpıcı özelliklerini borçlu oldukları elektriksel kuvvetlerle birlikte vardirlar. Diğer özelliklerinin yanisira karşilikli kimyasal etkileşme özellikleri de bu eletriksel kuvvetlerin varliğindan kaynaklanir. "

O atomlarin nasil bir arada durabildiğini ve örneğin demir oksidi oluşturan demir ile oksijenin nasil birleştigini keşfetmişti. Ona göre bu atomlarin bazilari elektriksel olarak arti , bazilari ise elektriksel olarak eksi yüklüydü ve birbilerini belirli ölçülerde çekiyorlardi. O ayni zamanda elektriğin birimler yani atomlar halinde ilerlediğini de keşfetti. Bunlarin her ikiside önemli keşiflerdi, fakat en heyecan verici olan şey , bu keşiflerin bilim tarihinin en çarpıcı anlarindan birini oluşturmasiydi.Bilimin iki büyük alaninin bir araya geldiği ve birleştigi çok ender anlardan biri yaşaniyordu.

O birdenbire gördü ki , görünürde farkli olan şey, gerçekte ayni şeyin farkli yönleriydi.

Elektirik inceliyordu, kimya inceliyordu ve birdenbire elektriksel kuvvetlerin sonuçlariyla kimyasal değişimlerin gerçekte ayni şeyin iki ayri yönü olduğu anlaşildi. Ve onlar hala o şekilde anlaşiliyor. ...
...

Richard P. FEYNMAN - Her Şeyin Anlami syf : 23-24

 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
''vazgeçtim''
..EfErsKan..


Kayıt: 08.03.2006
Üye No: 51,734
Şehir: bize mi gelcen.
Gizli




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Per Mar 08, 2007 5:14 am Mesaj: #6

Ben anlamam...

Anlayamiyorm yani hem tartimaktan aska zaman kalmiyo hem birbirini yiyiosun hem o kdr zit fikirlerdesin hem aci cekiyosun hemde onsuz yapamiyosun...Bu ask mi onu da anlayamadim...Ama birgun anlamami umut ediyorum ... Müzik dinliyorum




_________________

Gecenin en koyu oldugu an, sabahin en yaklastigi zamandir...
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Cimcimee



Kayıt: 20.04.2007
Üye No: 79,918
Offline




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Cum Nis 20, 2007 10:42 pm Mesaj: #7

zit kutuplarda ask olabiliyor ama bi zaman sonra anlasamiyor insan ve ayrilmak zorunda kalabiliyor bazilarinda böyle (:

Zıt kutuplar birbirini çeker ,Çekim gücüne bağlı Hehehehe





_________________
Mutluluk kelebek gibidir;
Ne kadar çok kovalarsanız,
sizden o kadar kaçar
Ama dikkatinizi başka şeylere çevirirseniz
Gelip yavaşça omzunuza konar..
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
coquettish_girl



Kayıt: 07.02.2007
Üye No: 76,176
Şehir: İstanbul-İzmir
Offline




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Cum Nis 20, 2007 10:54 pm Mesaj: #8

Asıl aşk işte odur...




_________________
Sensizlik, bana göre değil;bensizlik, sana göre değil...
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
ahçik



Kayıt: 05.11.2006
Üye No: 70,081
Offline


Yasaklandım

Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Cmt Nis 21, 2007 1:36 am Mesaj: #9

Mutsuzluk tehlikelidir
Tehlikelidir mutsuzluk.
İnsanı şaşırtır.
Telaşlandırır.
Öç duygusuna sürükler.
Yalnızlık korkularıyla yakar.
Geçmişin hatıralarıyla hırpalar.
Yabancılara muhtaç eder.

Ve, birçok insan mutlu olduğunu bilmediğinden mutsuzluğa düşer.
Bir kere mutsuzluk nehrine düştün mü de çıkması zordur.
Bilirim o suları, oralarda yıkandım.

"Birçok insan" diyor Dostoyevski, "mutlu olduğunu bilmediği için mutsuzdur."
Şaşırtıcı hatta kızdırıcı bir cümle bu.
Ama düşündürücü de.
Düşündükçe de bu büyük yazarın haklı olabileceğini hissediyorsunuz.
Ben, kendini mutsuz sanan çok insan gördüm.
Mutluluklarıyla kendileri arasındaki en büyük engel kafalarındaki "mutluluk"
tarifiydi.

Çocukken seyrettikleri bir filmden, okudukları bir kitaptan, büyüklerinin
anlattığı bir hikayeden insanların aklına bir "mutluluk resmi" yerleşiyor ve
bu resme benzemeyen hiçbir görüntünün mutluluk olabileceğine daha sonra
inanmıyordu.

Ellerinde tek bir mutluluk kalıbıyla dolaşıyorlar, bir başkasının kendine
dar gelen ayakkabısını giymeye çalışır gibi kendi mutluluklarını bu kalıbın
içine sokmaya uğraşıyorlardı.
Eğer mutlulukları o kalıba sığmazsa mutsuz olduklarını düşünüyorlardı.
Başka bir biçimde de mutlu olunabileceği ihtimali onlara inandırıcı
gelmiyordu.

Akıllarındaki mutluluk tarifine uymadığı için sahip oldukları mutluluğu
değiştirmeye uğraşıyorlar..
Ve mutsuz oluyorlardı.
O insanlar, bir zamanlar aslında mutlu olduklarını ancak mutluluklarını
kaybettiklerinde anlayabiliyorlardı.

Bunlar, insanlık aleminin içindeki en büyük duygusal nehirlerden biri olan
mutsuzluğun içine diğer talihsizlerle birlikte akıyorlardı.
Orada gerçek mutsuzlarla, terk edilmişlerle, sevilmemişlerle, sevdiğini
yitirmişlerle, hayallerine ulaşamamışlarla buluşuyorlardı.
Birbirinden çok değişik maceralardan, hayatlardan, kırgınlıklardan bu nehre
akmış insanlar, burada zamanla birbirilerine benziyorlardı.
Onları bakışlarından, seslerinden, bazen başkalarını çok şaşırtan bir
cüretkarlığa dönüşen telaşlarından tanıyordunuz.
Hemen hemen hepsi de ümitlerinin çoğunu kaybetmişlerdi.
Ellerinde kalan çok küçük bir ümit kırıntısıydı.
Mutsuzluğu onlar için çok tehlikeli kılan da ellerindeki bu küçücük umut
parçasıydı.

Bu umuda yapıştırılmış öfkeli bir intikam isteği de bulunuyordu
dağarcıklarında.
O çok ünlü "Mutlu aileler birbirlerine benzerler, her mutsuz aileninse
kendine özgü bir mutsuzluğu vardır" cümlesiyle başlayan kitabının girişine
Tolstoy'un önsöz yerine yazdığı tek satırlık alıntı, birçok mutsuzun
duygusunu da dile getiriyordu:
"İçim nefretle dolu, öcümü alacağım."

Geçmişe ve geçmişte kalan birilerine karşı nefretle ve intikam isteğiyle
dolu oluyordu mutsuzların çoğu.

Geçmişten öç almak istiyorlardı.

Geleceğe dair ise çok küçük bir umutları vardı.

Gelecekle ilgili ümit, içinde geçmişten öç alma isteğini de barındırıyordu.

O minicik ümidin titrek ışığını her yerde, her insanda arıyorlar, bunu
bulduklarını düşündüklerinde ise hiçbir mutlu insanda görünmeyen telaş dolu
bir çabayla ileri doğru atılıyorlardı.

Bu mutluluk ümidini gerçekleştirebilmek ve geçmişle hesaplaşabilmek için her
yöne, her insana doğru neredeyse hiç düşünmeden kendilerini fırlatıyorlardı.
İnsanlar daha sonra pişman oldukları birçok şeyi böyle bir ruh halinde
yapıyorlardı.

İçine düştüğü uğultulu sularla bir felakete doğru sürüklendiğinden korkan
insanların kurtulmak için neler yapabileceğini daha önceden tahmin etmek
bile mümkün olamıyordu.

Özellikle mutsuzluk nehrine yeni düşenler, timsahlarla dolu bir sudan
geçmeye çalışan karacalar gibi kurtulmak için canhıraş bir şekilde
çırpınıyorlardı.

Neredeyse bir tür kişilik değişiminden geçildiği bir dönemdi bu.
Mutsuzluk, vahşi bir biçer döver gibi insanın ruhunu parçalıyordu.
Bütün güvenini yok ediyordu.

Mutsuz insanlar, hep bir uçuruma düşüyormuş duygusuyla her karşılaştıkları
yeni insana, içine girdikleri her yeni çevreye "Acaba tutunabileceğim dal
burada mı" diye bakıyorlardı.

İnsanlar hayatlarındaki en şaşırtıcı ilişkileri de bu mutsuzluk krizinde
yaşıyorlardı.

Hayatın bir daha asla "güzel" olmayabileceği endişesi ruhlarını öylesine
kuvvetli bir biçimde sarıyordu ki yeniden "mutlu" insanların arasına
dönebilmek, bu korkulardan, yalnızlıklardan, güvensizliklerden, acılardan
sıyrılabilmek için her ihtimali, en anlamsızlarını bile deniyorlardı.
Hiç bitmeyecekmiş gibi gözüken derin bir yalnızlıkla, yeniden hayatla
barışabileceğini söyleyen minicik umut arasında sanki başdöndürücü bir
tahtıravallide iner çıkar gibi sürekli bir dalgalanma yaşayan mutsuz
insanların, tek başlarınayken kederli bir yorgunlukla bir kenara oturup,
başkalarıyla karşılaştıklarında irkiltici bir enerjiyle ayaklanmaları, bu
yıpratıcı değişimleri sürekli yaşamaları bütün ruhsal dengelerini de altüst
ediyordu.

Sükuneti unutuyorlardı.
Hep çırpınıyorlardı.
Onları yeniden mutlu edecek birini bulabilmek, geçmişten öç alabilmek,
kendilerine olan güvenlerini tazeleyebilmek için, aklını ıssız dağlarda
kaybetmiş şanssız bir altın arayıcısı gibi her yeri kazmaya çalışıyorlardı.
Gülünç olmaya bile aldırmıyorlardı.

Bazen, ruhlarını kaplayan kasırga aniden duruverdiğinde, bir anlığına, "ben
ne yapıyorum" diye kendilerine soruyorlardı ama bu sadece bir andı, kasırga
biraz sonra yeniden başlayıp onların kendilerine dönük gözlerini
karartıyordu.

Yeniden kör oluyorlardı.

O mutsuzluk nehrine bir kere düşmeyegörsün insan..
Oraya düşmenin kolay ama çıkmanın çok zor olduğunu ancak o zaman anlar.
Cömert bir dilenci gibi yaşar ondan sonra, biraz umut dilenir ve
karşılığında her şeyi vermeye razı olur.
Verdikleri gözükmez, herkesin aklında dilenişi kalır.

O umudu bulduklarını, aradıkları insanla karşılaştıklarını sandıkları anda
hissettikleri kurtuluşu ve mutluluğu, hiçbir mutlu insan kavrayamaz.
Ama mutsuzlar yanıldıklarını çabuk anlarlar.
Daha derin bir acıyla düşerler mutsuzluklarının içine.
Öç istekleri daha da artar.

Öyle zamanlar olur ki bütün insanları yabancı ve düşman görürler.
Sonra o yabancılara sığınmaya çalışırlar.
Çok mutsuz insan gördüm.
Seslerini tanırım onların, bakışlarını tanırım.
Abartılı neşelerini tanırım.
En neşeli konuşmanın bir yerinde kararıveren yüzlerini tanırım.
Hikayelerini dinlerim.

Çoğu Dostoyevski'nin sözlerini hatırlatır.

Mutlu olduklarını bilmedikleri için mutsuz olduklarını sanmış,
sahte bir mutsuzluktan kurtulmaya çalışırken gerçek bir mutsuzluğa düşmüşlerdir.

Kahkahalarla dolu bir geceden sonra onları izlerseniz hızla başlayan
adımlarının gitgide yavaşladığını, her yavaşlayan adımla bir başkasına
dönüştüklerini, omuzlarının çöktüğünü, ruhlarında taşıdıkları
yorgunluklarının onları esir aldığını görürsünüz.

O anda karşılarına çıkıveren biri onları en çılgın şeyleri yapmaya ikna
edebilir.
Aniden evlenebilirler.
Ertesi sabah dudaklarında bir plastik tadıyla uyanmak üzere hiç sevmedikleri
hatta hoşlanmadıkları biriyle sevişebilirler.
Varlığıyla kendilerini utandıracak birileriyle kalabalıkların önüne çıkarak
poz verebilirler.

Tehlikelidir mutsuzluk.
İnsanı şaşırtır.

Telaşlandırır.

Öç duygusuna sürükler.

Yalnızlık korkularıyla yakar.

Geçmişin hatıralarıyla hırpalar.

Yabancılara muhtaç eder.

Ve, birçok insan mutlu olduğunu bilmediğinden mutsuzluğa düşer.
Bir kere mutsuzluk nehrine düştün mü de çıkması zordur.
Bilirim o suları, oralarda yıkandım.

O sularda ıslananları onun için hemen tanırım.
Her mutsuzla karşılaştığımda aynı sözleri söylemek isterim.
"Sakin ol, sükunet kurtaracak seni."
Her seferinde de sakin olamayacağını bilirim.
Mutsuzluk telaşlandırır çünkü insanı.
Telaşıyla tehlikelidir zaten, elindeki o küçük ümidi de kaybetmemek için
çırpınmasıyla tehlikelidir mutsuzluk.
Pişmanlıklarımızı telaş yaratır çünkü, telaşımızla utanılacak hareketler
yaparız, bazen önümüzde kaderin açtığı geniş yollarda mutsuzken tökezlememiz
telaşımızdandır.

Gördüğümüz her insana, boğulmakta olan bir insanın kurtulma hırsıyla sarılır
ve onları korkuturuz, biz onları kendimize doğru çekmeye uğraştıkça onlar
bizim korkularımızı çoğaltarak kaçarlar.

Yalnızlıktan korktukları için yalnızlaşır mutsuzlar.
Ve yalnızlaştıkça yalnızlıktan daha çok korkarlar.
Mutluluk topraklarına açılan o "sükunet kapısından" geçmeyi bir türlü
beceremezler.

Sonra bir gün, o küçücük ümitlerini de kaybedip artık yokluğa
yaklaştıklarını sandıklarında aniden o sükunet kapısı açılıverir önlerinde.
Ümitleri yoktur artık ama mutluluk şansı onlara sezdirmeden belirivermiştir.
Ümitsizce dururken bulurlar mutluluğu.
Kimse sonsuza dek o mutsuzluk nehrinde sürüklenmez çünkü..
Bir gün herkes kurtulur.


Sefil düşünceler ve küçüklükler arasında kaybolup, hayattaki büyük sırrı
çözemedik, soru da cevapsız ve acımasız kalakaldı: Nasıl yaşadın, neden öyle
yaşadın, neyi yapabilecekken yapmadın, başka bir yol başka bir anlam
arıyordun, yanlış zilleri, yanlış kapıları çaldın, yanlış yollara saptın,
yanlış insanları sevdin, yanlış yataklarda uyudun, yanlış evlerde yaşadın.
Neden hayal ettiklerini, düşündüklerini bu kadar küçümsüyorsun.


 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
eshquia
ehl-i keyf
Admin


Kayıt: 28.06.2005
Üye No: 16,455
Şehir: İstanbul
Offline




Tek mesaj gösterimi Tek mesaj gösterimi Tarih: Cmt Nis 21, 2007 2:04 am Mesaj: #10

Of yaa




_________________

Başka hayat..
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder MSNM Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 3 sayfa) [Bu başlıkta 29 mesaj bulunuyor]
Sayfa::  1
« Önceki başlıkSonraki başlık »


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti dosyaları gönderemezsiniz
Bu forumdaki dosyaları indiremezsiniz
TurkBoard çerezlerini temizle  
Oyunlar