Didem Madak

Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder « Önceki başlıkSonraki başlık »
Sayfa::  1
 Yazar  Mesaj
sadbuttrue
'
Emektar


Kayıt: 19.12.2007
Üye No: 99,287
Şehir: Sepya Boşluğu
Online




Tarih: 18 Ağustos 2008, 21:47 Tek mesaj gösterimi1




Ölü mavi bir kelebeğim,

kuruttum kanatlarımı..

Mavi bir bilyenin göbeğini öptüm

her dehlize girdim, her sırra erdim

çocuklar gibi ölmeyi bilmeden öldüm..

~

Ölümlüler ülkesinde bir terzi

ipek keser, sim diker geçmişe..

saçlarını örer yılların,

ay bile fırlar sahneye o zaman

canı acır, ama tango yapar yine de

kayıp fotoğraflar bulunur ansızın

hayatın ve yılların gizli deliklerinde..

~

Mezuniyet gecelerinden,

bilenmiş bir bıçak gibi çekilirdi insan..

o zaman kızlar oğlanlara bakar

oğlanlar dere otu kokardı..

Yağmur yetmezdi kimseye

başka tılsımlarla ıslanırdı herkes

ayak bilekleri incecikti yüreklerin..

~

Dudaklar rumdu, gözler palikarya

hayat inatla gamzelerini saklar

çerçiler yine de ayna satardı..


Sabah after-shave sürünmezdi o zaman

şaşırtıcı ve kamaştırıcı yanakları

seksen derece limon kolonyası kokardı..

dün epridi,

hayat ucuz ağlayan çocuk resmi

zaman mavi yün bir kazaktı sanki..



Not :

Mavi kelebek dün öldü

Izmir'de her şey bitti.

Ispanya'ya gidiyorum.

bir Aşk Mektubu yazmaya

ve iskambil kağıtlarını

ateşe atmaya..

~







_________________


Ben hala her şeyi sana anlatacakmış gibi biriktiriyorum.



 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
victory
|| no me ames ||
Emektar


Kayıt: 10.10.2005
Üye No: 31,805
Şehir: nimbus
Offline




Tarih: 18 Ağustos 2008, 22:12 Tek mesaj gösterimi2

Şimdiden bir hatırasın
Bulutsa, tozsa, uçarsa
Bütün (aşklar) paranteze alınsın
Rüzgar çanısın, rüzgarın diline dolanırsın
Ne bir şarkısın,
ne de dillerde nağme adın
Artık bazı şarkılar kadar yaralısın

Günler izmarit diplerinde biriksin
O zaman mutlaka bir trenle gelirsin
Köpüklerdensin, mavisin, sakinsin
istesen suyun tenine bitişirsin
ellerimi bıraktım,
artık bunu sana yazsın
.





_________________
non fui fui non sum non curo !
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
sadbuttrue
'
Emektar


Kayıt: 19.12.2007
Üye No: 99,287
Şehir: Sepya Boşluğu
Online




Tarih: 18 Ağustos 2008, 22:22 Tek mesaj gösterimi3





Kaç Zamandan



Bu akşam ruhuma uygun, mavi

taftadan bir tuvalet giydim, Ayla Abla

Sen de artık bir irmik helvası yaparsın

irmikler pembeleşince

(Sen de pembeleşirsin)

irmikler tane tane olunca

(Sen de dağılırsın köşe bucağa)

Anlatacaklarını en rüküş kalbinle

Anlat Ayla Abla

Ben de göğsüme kırmızı bir gül takarım.

Kaç zamandan beri saate bakıp bakıp

saçlarını tarıyorsun

Kaç zamandır şu hayata

bir oldu bitti gözüyle bakıyorsun.

Sanki aynalar sarkıyor

bu kış yine gözlerinden

Artık eve meyve de almıyorsun

Pembe kristal bir likör takımı gibi

Altı kadehinden birini hep boş tutuyorsun

Sen sanki bir denizin dibinde

bir balıkla öpüşüyorsun Ayla Abla.

Hep bir mucizenin alt katında yaşıyorsun.

Keşke yağmura biraz daha yakın dursan

Kedilerin gıdılarına dokunsan

Keşke biraz illegal olsan Ayla Abla.

Hayatıma kahkül kessem, cinayetler işlesem

bana yakışır mı Ayla Abla.. ?

..

.





_________________


Ben hala her şeyi sana anlatacakmış gibi biriktiriyorum.



 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
victory
|| no me ames ||
Emektar


Kayıt: 10.10.2005
Üye No: 31,805
Şehir: nimbus
Offline




Tarih: 19 Ağustos 2008, 22:16 Tek mesaj gösterimi4

Pollyanna’ya Son Mektup

muhabbet kuşumuz öldü
arkasında uçuşan tüyleriyle mavi bir sonbahar bırakarak
biliyorsun ölüm, mavi boş bir kafestir kimi zaman
acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur pollyanna

uyumadığım gecelerin sabahında
göz altlarımdan mor çocuklar doğardı
mor çocuklarıma ninni söylerdi sabah ezanları
fırtınada ters çevrilen şemsiyelere benzerdi
duaya açılan avuçlarım
avuçlarıma kar yağardı
kimi zaman tipi..
kaç kere avuçlarımda mahsur kaldım.
bir kaç kış geçti pollyanna
ben hep mahzun kaldım.
kocaman bir kardan adam yaptı içime bir çocuk şair
tuhaf şarkılar mırıldanarak: şiirime kenar süsü olsam ben
bir kenar süsünün gülü olsam ben
sarı deftere tuttuğum bir günlük
aşk olsam ben..

sonra yazları
yaseminlerle sarmaş dolaş bir balkonum oldu
balkon yaseminlerle sevişirdi
yaseminler yaseminlerle sevişirdi
rüya hülyayla sevişirdi.
ben o beyaz ve güzel kokan çadırın altında
geceyle sevişirdim.
bir davet gibi otururdum balkonda
beyaz bir örtü gibi sarardım acılarımı başıma
ben sevgilisi çile olan bir gelindim pollyanna
gel derdim gel, kim olursan ol yine gel...
çiçekli bir düğün davetiyesi gibi otururdum balkonda
yıldızlar ürkerdi, titrerdi davetimden
ayın etrafında beyaz bir hale dönerdi.
bileklerimi uzatırdım çıplak, beyaz ve ince
ışıktan bir kelepçe istedim yüz görümlüğü olarak pollyanna.
secde eden alnımı.
şarap içen dudağımla öpmek istedim.
dizlerimde ve dirseklerimde nasır tutan arayışımı
beyaz bir merhemle ovmak istedim.
beyaz bir günahtır aramak kimi zaman pollyanna...

itiraf etmek gerekirse
domates-biber biçiminde tuzluklar aldım pazardan
kalp şeklinde kül tablaları
kalbimde söndürülmüş birkaç sigaradan kalan kül
yetmezdi yeniden doğmaya.
orhan gencebay dinledim itiraf etmek gerekirse
bedelini ödedim ama pollyanna

itiraf artık tedavülden kalkmış bir kağıt para.

hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı pollyanna
çimento, demir. çamur..
duvarlarımı şiir ve Türkü söyleyerek sıvardım.
en üst kattan düşerdim her gün
esmer bir işçi gibi dilini bilmediğim bir dünyaya
hayatım bir mutluluk inşaatıydı pollyanna
sana ve mutluluğa yazılmış mektuplarıma
cevap beklediğim zamanlarda.

benim bir köyüm olmadı.
hiçbir şehir karlı sokaklarıyla bana
pazen gecelik giymiş bir anne gibi sarılmadı.
istanbulu evlat edinsem
benimsemezdi nasıl olsa otuz yaşında bir anneyi
yüzyıllarca yaşamış bir çocuk olarak.
mütemmim cüz olamadım hiçbir aşka pollyanna
bir kitaba bir cüz olamadım.
yukarıdan aşağı, yedi harfli battal boy bir intiharı denedim.
hiçbir bulmacayı tamamlayamadım.
bir kediyi okşasam ellerim yumuşardı
biri okşasam bir yumuşardı.
bire"bir" olamadım.

fırfırlar olmalıydı oysa hayatımın kenarında pollyanna
kırmızı puanlı bir şiir olarak uyumalı, mor puanlı uyanmalıydım.

pişman olmamalıydı orada olmalarından yeşil farbelalarım.
bir çingenenin çıkardığı dil olmalıydı şiirlerim.

sana bu son mektubu,
artık senden mektup beklemediğimi söylemek için yazıyorum pollyanna
son şiirini yazmaya cesaret edememiş bir şair olarak.





_________________
non fui fui non sum non curo !
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
sadbuttrue
'
Emektar


Kayıt: 19.12.2007
Üye No: 99,287
Şehir: Sepya Boşluğu
Online




Tarih: 20 Ağustos 2008, 13:54 Tek mesaj gösterimi5



İris'in Ölümü..

Bugün kalbimi eski bir plak gibi
Öyle çok tersine çevirdim ki:
Bazı şarkılar vardır
Cızırtılı bir yağmur gününü anlatır
Uzaklarda süren sarı yağmurluklu bir hayatı
Deniz bazen kendini kaldırımlara fırlatır,
O zaman bir yavru yengece bakan
İnsanların şarkısı olurdu o şarkının adı.
Keşke ismim İris olsaydı,
Keşke ismim herkese
Sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı.
Bazı şarkılar vardır
Ellerim kocamanlaşır, tuhaflaşır
İşte o ellerimle herkese
Çamurlu şiirler uzatsaydım
Hepsi çok kirli olsaydı tanrım!

Bazı şarkılar vardır
Kırmızı akşam sefalarını anlatır
Karanlığın kalbinde yalnız, açmanın acısını
Komşu kadınların basma elbiseli konuşmalarını
Geceyi onlar bahçeye taşırdı
Ben ne zaman öleceğim tanrım!
Sabah olunca mı?
Keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım
İrileşen, gitgide irileşen ağaç gibi
Şu odanın ortasında dursam,
Saat kuleleri dökülürdü dallarımdan tanrım!
Artık sarı yaprakların ölü olduğuna inanmıyorum.
Bazı şarkılar vardır
Kanatlarında yağmuru taşıyan kelebeği anlatır
Kırmızı bir çakmak gibi neşeli ölmek olurdu
O şarkının adı,
Ardında yalnızca nemli sigaralar bırakmanın acısını
Keşke ismim İris olsaydı,
Keşke ismimin bir anlamı olmasaydı.
Herkes çıkarsın kalbini
O çirkin mücevher sandığından
Ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım!







_________________


Ben hala her şeyi sana anlatacakmış gibi biriktiriyorum.



 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
victory
|| no me ames ||
Emektar


Kayıt: 10.10.2005
Üye No: 31,805
Şehir: nimbus
Offline




Tarih: 23 Ağustos 2008, 23:48 Tek mesaj gösterimi6

kedilerin alışkanlıkları

kayboluşumun beşiğini sallıyorum bu akşam
büyüyor yavaş yavaş
sırtında parmak izleriyle zamanın
bir tekir kedi ile beraber
seyrediyorum hayatı:
o meleklerin cebinden düşen anahtardı,
son zikrin halkası
allah'ın son hatırası
o bizim kaçırdığımız fırsattı
uğurböcekleriyle parmak uçlarında
küçümsedi hep ona olan aşkımı
gözünün yaşına bakmadan şimdi ben
kovuyorum ihtiyarı


ardımda kırık bir ayna
üvey anneleri hayatımın.
batsın diye güneşe tempo tutan o kız çocuğu...
evden kaçışımın pembe spor ayakkabıları vardı.
hüzün neydi sanki o zaman
artık kullanılmayan dikiş makinesi annemden kalma.
ölüm neydi sanki o zaman
bir önseziden başka.
evden kaçabilirsin çocuk,
ama kaderden asla!
babam
çıkarılmış bir adam bütün fotoğraflardan
kader neydi sanki o zaman,
masada açık unutulmuş
turuncu kulaklı bir makastan başka.
bir ağaca bakıyorum şimdi
başladığı yerde bitiyor dünya
alışıyor dil şimdi
azı dişinin bıraktığı boşluğa.
bastırıldı nihayet hayatın kadife kalesinde çıkan isyan.


söküyorum şimdi sözleri birer birer
kalpten kalbe giden yolu kapayan.
kalbim, anlatılmaktan usanmış,
yıldızı sönmüş bir komedyendir artık,
dilencinin önünde kahkahalar atıyor,
kirli bir mendille çıkınlaşmış şimdi dünya.
hayretle bakıyorum kedinin gözlerindeki çapağa,
geri vermiş hayata çaldığı şiirleri,
ne zaman aşkı tersinden okusam
anlıyorum kediler bile meğer alışmış bu yokluğa
sallayıp duruyorum bu akşam kayboluşumun beşiğini,
gönüllü hemşire birinci sigarasına.


sarhoşum kadehlerde biriken tozla
çekil diyorum kağıda, çekil,
içer ve zehirlenir
ne zaman gözlerimden mürekkep damlasa.
kalbime dokunuyorum bir kelebeğe dokunur gibi
yetmez mi acaba bu dökülen pullar aşka?
yoksa şu sızıyı
sobası tüten evin şiirinde mi saklasam?
şu sardunyanın kırmızı çiçek açışına
yetmez mi acaba ah kör olmuş bir Türk filminde ağlasam?
ne zaman sorsam,
anlıyorum kediler bile meğer alışmış zamana.


dünyayı bir salyangozun izlerinde dolaşsam,
elimde parlak bir harita
hiçbir atlasta henüz yer almamış.
ardımsıra yollara hayalimin kırıklarını bıraksam
yeter mi bu izler beni kendime getirmeye acaba ?





_________________
non fui fui non sum non curo !
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
sadbuttrue
'
Emektar


Kayıt: 19.12.2007
Üye No: 99,287
Şehir: Sepya Boşluğu
Online




Tarih: 24 Ağustos 2008, 00:37 Tek mesaj gösterimi7



Kalbimin En Doğusunda


Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda

içimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy

Birkaç köy sular altında..

Kalbimin doğusu,

her resme güneş çizen bir çocuktu.

Gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda

Kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları

Ölümün ötesinde bir köy vardı

Orda, uzakta, kalbimin en doğusunda

Şimdi bana yalnızca

Dertli Türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı

Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam

Yorgundu oysa

Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.

Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.

Okyanusları mavi olmayan.

Benim için hayat,

Kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı.

Geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil

Benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela.

Bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda.

Bilirdim çiçek satan çingene kızlarını

Onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara

Bir gül parasına satardı.

Oğlan kıza bir gül alsa

Bilirdim odur en kırmızı zaman.

Adına aşk diyorlardı

Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.

Kim bir şairi kırsa

Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela

Bilirim kim dokunsa şiire

Eline bir kıymık saplanacak.

Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman

Yorgunum oysa

Durmadan kendime bir tunç ayak aramaktan.

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda

Boş salıncaklar gibi gıcırdayarak konuştum karanlıkla

Kediler gibi mırıldanarak.

Alkolden bir denize bıraktım kalbimi

Kırmızı bir sandal gibi

Arka sokaklarda sarhoş konuştum karanlıkla

Avuçlarımla konuştum

Allah büyüktür diyen insanlar gibi.

Kedi dili bisküvilerinin bir pastayla konuşması gibi

Yumuşak ve kremalı konuştum onunla.

Boynumda leylaklar açardı baharda

Mor ve pembe konuştum karanlıkla

Gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim

Sözler vardı içimde işe yaramayan

Sözlerle konuştum karanlıkla...

Önce söz yoktu kalbimin en doğusunda

Sözler...

Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan..






_________________


Ben hala her şeyi sana anlatacakmış gibi biriktiriyorum.



 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
victory
|| no me ames ||
Emektar


Kayıt: 10.10.2005
Üye No: 31,805
Şehir: nimbus
Offline




Tarih: 25 Ağustos 2008, 01:22 Tek mesaj gösterimi8


Kurbati


Gece lambası kırmızı bir kadın yapıyor beni
Oysa limon ağaçları bahçede küçük sarı güneşler taşıyor.
Dokunsam bile onlara yanmam. Ne tuhaf!
Bir oyuncak ayım vardı, ismi Işıldak.
Bir kızkardeşim vardı saçları simsiyah
Ne tuhaf böyle hatırladıkça herşeyi,
Ağrı Dağında saçlarımı karla yıkamak.
Kırmızı bir mum olsam yakışırdım şamdanıma
Oysa çok üşüyor ellerim bu akşam...

Martılardan duygulanmadım hiç, ne tuhaf!
Ben belki denizden bile eski biriyim.
Başka isimler bulmak isterdim martılara
Kirloş mesela kirloş desem artık onlara.
Kasapların perdeleri boncuktan
Et. Kan. Ve o boncuklu şıkırtılar
Ne tezatlı bir şey, ne tuhaf
Ne tuhaf acıyla hiç konuşmamak.

Gece lambası kırmızı bir kadın yapıyor beni
Herşey şimdi itiraf edilmeli:
Kocam bir çingeneydi.
Eşiniz bir çingene mi hanfendi? diye sorarlardı.
Hayır efendim derdim, hayır eşim bir sanatkardır.
Eski yırtık gecelikler, eski yırtık çarşaflar
Eski, yırtık bir sızıyla sevişirdik.
Herşey şimdi itiraf edilmeli:

Bir picaması bile yoktu benim kocamın baylar.
İnsan çingeneyse, yani ruhu çizgiliyse
İnsan acıyla yalnızca sevişebilir baylar!
Soruyorlar. Soruyorlar:
"Ellerin neden titriyor sevgilim"
Bilmiyorlar doğmadan öldürdüğümü üç-beş çingeneyi.
Üç-beş dünya kaldı artık aramda dünyayla
Artık açıklayamam bir türlü.
Ne tuhaf geçmişim kırmızı bir kadın yapıyor beni.
Herşey şimdi itiraf...

Bulurlar sabaha siyah, çirkin bir balık olarak
Açıklayamazlar artık beni bin türlü.
Bilmeyecekler, bilmeyecekler bir çingenenin
İsmini vererek kendime öldüğümü.
İsmim...İsmim...İsmim Kurbati.







_________________
non fui fui non sum non curo !
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
sadbuttrue
'
Emektar


Kayıt: 19.12.2007
Üye No: 99,287
Şehir: Sepya Boşluğu
Online




Tarih: 25 Ağustos 2008, 12:30 Tek mesaj gösterimi9



Aşktan N'anlarsınız Bayım..

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
üst katında çocukluğum...
Kağıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!
Allahla samimi oldum geçen üç yıl boyunca
Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
Büyük bir aşk yamadım.
Hayır
Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
Gözyaşlarım bitse tespih tanelerim vardı
Tespih tanelerim bitse gözyaşlarım...
Saydım insanın doksandokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin allahını bilirim bayım!
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmayı
Ki uçlarından çile damlardı.
Güneşte nane kurutmayı...
Ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım
Bir pardesüm bile oldu
İçinde kaybolduğum
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister,
Bak uzaklar da aşktan anlar bayım!
Süt içtim acım hafiflesin diye
Çikolata yedim bi köşeye çekilip
Zehrimi alsın diye
Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
İlahiler öğrendim
Siz zehir nedir bilmezsiniz
Zehir aşkı bilir oysa bayım!
Ben işte mirac gecelerinde
Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım
Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım
uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
Bir şiir aradım
Geçen üç yıl boyunca
Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım
ülkem olmayan ülkemi
kayboluşumu aradım
Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm
Bi ters bi yüz kazaklar ördüm
Haroşa bir hayat bırakmak için
Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm
Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım
Annem
Ki beyaz bir kadındır, ölüsünü şiirle yıkadım
Bi gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak,
Öyle kötü kokan
Yırtık ve perişan
Siz aşkı ne bilirsiniz bayım

Aşkı aşk bilir yalnız..






_________________


Ben hala her şeyi sana anlatacakmış gibi biriktiriyorum.



 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
victory
|| no me ames ||
Emektar


Kayıt: 10.10.2005
Üye No: 31,805
Şehir: nimbus
Offline




Tarih: 31 Ağustos 2008, 23:06 Tek mesaj gösterimi10

Çalıkuşu’nun Z Raporu

Kedi ve kasımpatı kokuyor bütün sokaklar
Dilinin dönmediği duaları sayıklıyor
Zeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zaman
Yağmur yağıyor durmadan
Ağlıyorum kaşarlanmış bir masumiyet olarak
Bir çılgının
Kedilerin ruhlarımızı okuduğuna inandırmaya çalışan herkesi
Bir elimde tabanca
Bütün dualarım delik deşik.

Başörtülü bir anne olarak bekliyorum ruhumun
Şark hizmetinden dönüşünü

Mahalle kavgalarına karışmadan
Kocaman bir kabakla boğuşuyorum bazen
Doğruyor ve kızartıyorum onu
Günler külkedisi, akşamları kömür yakıyoruz.
Hikâyeme bir hayat yazmak istiyorum
Pek inandırıcı olmayan
Ruhuma ıhlamur yollamak istiyorum yün eldivenler
Hikâyeme bir ölüm yazmak istiyorum
Beni masalların ortasında bırakıp giden ruhuma
Romantik radyo dinleyen o eski arkadaşıma
Son bir kere daha limon ağaçlarından bahsetmek istiyorum
Otobüs duraklarında yağmurlar bekliyor beni
Yağmurla beraberliğimden doğan
Birinci ve yüzbininci hayaletim
Ucu ısırılmış bir simidin acısını durmadan
O kadar çok, o kadar çok hissediyorum.
Fareler yeraltından fırlatılan havai fişeklerdi
Haberler getiriyorlardı, hep kötü haberler
Akşamları günahkâr yazar kasalar kadar
Z raporları kadar uzun şiirlerim
Elinde bir paket çubuk krakerle geçmişim
O eski arkadaşım yıkanmış midesiyle
iskambil kağıtları kusan, zarlar
Maça kızı ve pis yedili sayesinde
Kaç kere ölümle randevulaştı.
Plastik çiçeklerle ziyaretine geldi hayat
Semt pazarından alınma hırkasıyla,
Ayolu, yanisi bol konuşmalarıyla
Her bastığında gıcırdayan tahtalarıyla
Öyle çok sevdim, öyle çok sevdim
Binlerce kapıcı karısından birinin ismiydi sanki kader.

Delirdiğim altyazı şimdi bütün aynalarda
Vazgeçtim sonunda hep tura gelen uğur paramdan.
Hikâyem ucuz, romanım basmakalıp
Pembe kağıtlar aldım
Hayatıma bir ölüm yazacağım
Bir ölüm, pek de inandırıcı olmayan
Yazık hiçbir şair bir çiy tanesi kadar bile sızmadı kâğıda
Kayıp şiirlerim gül resimleridir şimdi.

Yazık bir son mektup bile bırakmadan gitti
Zeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zaman.





_________________
non fui fui non sum non curo !
 Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön 
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 2 sayfa) [Bu başlıkta 19 mesaj bulunuyor]
Sayfa::  1
« Önceki başlıkSonraki başlık »


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti dosyaları gönderemezsiniz
Bu forumdaki dosyaları indiremezsiniz
TurkBoard çerezlerini temizle